Yatağan Termik Santralı’nın kuzeyindeki açık ocak kömür madeni yasalarla korunan zeytinlikleri yutarak ilerliyor, madenin ilerleyişi sırasında oluşan toprak kaymaları yüzünden taşınan köylerse yavaşça yok oluyor. Aynı sırada termik santralı işleten Bereket Enerji, köylülerin arazilerinden söktüğü zeytin ağaçlarından ürettiği zeytinyağıyla ‘madalya’ kazanıyor. Geleneksel geçim kaynağını yitirmemek için mücadele edip zeytinliklerini madencilere satmayan Turgut Köyü sakinleriyse KOAH, astım, bronşit, amfizem ve kanserle mücadele ediyor.

Yunan mitolojisine göre, ölüm sırasında bedenlerinden ayrılan ruhlar Hades’in hüküm sürdüğü Yeraltı Dünyası’na gider. Hades kendisiyle aynı ismi taşıyan Ölüler Diyarı’na egemen olsa da, onun yeraltındaki iktidarının da sınırları vardır. Yaşayanların göremediği Yeraltı Dünyası’nın derinliklerinde, Zeus’la girdikleri savaşta yenik düşmüş Titanların hapsedildiği Tartarus bulunur. Homeros İlyada’da, Tartarus’un fanilerin dünyasına uzaklığının, göklerin üzerinde yükselen Olimpos ile yerküre arasındaki mesafenin iki katı olduğunu söyler. Vergilius’un Aeneid eserindeki betimlemeleriyse, uçsuz bucaksız ve boğucu Tartarus’un vaat ettiği acılara odaklanır. 50 başlı bir hidranın [mitolojik çok başlı su yılanı] koruduğu, içinde ateşten nehirlerin aktığı Tartarus’un sınırlarında elmastan bile sert surlar yükselmektedir. Romalı şair Vergilius, burada yalnızca tanrılar arasındaki savaşın mağlupları Titanların değil, onlar gibi sonsuz cezayı hak eden günahkarların da türlü eziyet ve işkencelere uğradığını anlatır.

Muğla’daki Yatağan Termik Santralı yakınlarında bulunan Turgut köyü sakinlerinin, antikitede sonsuz ıstırabı ve umutsuzluğu tarif etmekte kullanılan kurgu-mekân Tartarus ile kendi çevreleri arasında özdeşlik kurmaları artık çok da zor değil. İlk ünitesi 1982’de devreye alınan Yatağan Termik Santralı’nın özelleştirilip 2014’te Bereket Enerji’ye teslim edilmesinin ardından termik santralı çevreleyen açık ocak kömür madenlerinde başlayan agresif büyüme süreci, bugün Turgut köyü sakinlerini büyük bir açmazla karşı karşıya bırakıyor.

Yatağan’daki Turgut Köyü zeytinliklerinden 50 metre yürüyünce bir uçuruma ulaşıyorsunuz. Uçurumdan baktığınızdaysa yaklaşık 9 kilometre boyunca uzanan açık ocak kömür madeninin, zeytinliklere komşu olmuş kısmıyla karşı karşıya kalıyorsunuz (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Zeytinliklerin 50 metre yakınına kadar gelen açık ocak kömür madenine arazisini satmamayı seçenler, madenin oluşturacağı toprak kaymalarıyla zeytin ağaçlarını yitirme riskini göze almak zorunda. Maden hakkında yapılan şikâyetlerden sonuç bekleyen Turgutlular, mücadeleleri sırasında hem Yatağan Termik Santralı’nın hem de açık ocak kömür madenciliğinden kaynaklanan hastalıkları da göğüslüyor. İkinci seçenek ise zeytinlikleri ve yaşam alanlarını şirkete sattıktan sonra köyü terk edip, alacakları parayla başka bir yerde yeni bir hayat kurmayı denemek. Ancak arazilerini satan eski komşularının [Arazileri satılan köyler maden sahası tarafından yutulduğu için haritadan silindi] tarımdan koptuktan sonra düştüğü hallere şahit olan Turgutlular, ikinci seçeneğin topraksızlaşma ve yok oluş anlamına geldiğini biliyor.

AKP’nin uzun iktidarı döneminde, her değiştirme girişiminde yoğun kamuoyu tepkisiyle karşılaştığı yasalar arasında, ilk olarak 1939’da düzenlenen ‘3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’ da bulunuyor. Kanunun 20. maddesi uyarınca, zeytinlik sahalara üç kilometre mesafe içerisinde zeytinyağı fabrikası haricinde, kimyevi atık bırakan, toz veya duman çıkaran herhangi bir tesis kurmak yasak. Aynı madde zeytin ağaçlarının kesim ve sökümüne de “kesin zaruret görülmediği” takdirde yasak getirmekte. Özellikle kömüre dayalı termik santralların kurulmak istendiği bölgelerde bu kanun iktidarın enerji yatırım programlarına yönelik hoşnutsuzlukları artırdı. Bu konuda akıllarda kalan en vurucu örnek, 301 madencinin hayatını yitirmesinin üzerinden 6 ay geçmemişken, Ekim 2014’te Soma’nın Yırca Köyündeki zeytin ağaçlarının sökülmesi, söküme engel olmak isteyen Yırcalılarınsa özel güvenlik elemanlarınca darp edilmesiydi.

Tepkilerden sonra Kolin İnşaat, Soma Kolin Termik Santralı projesi için Yırca köyünün 15 kilometre kuzeydoğusunda yeni bir yer belirledi; Yırca köyündeki yaklaşık altı bin zeytin ağacıysa kesildiğiyle kaldı. Daha yakın tarihli bir örnekteyse, Amasra’ya kurulması planlanan HEMA Termik Santralı Projesinin proje alanında kaldığı gerekçesiyle, Hattat Holding ekipleri Gömü ve Tarlaağzı köyü sakinleri ile Amasra ve Bartınlıların tepkilerine karşın bölgedeki zeytin ağaçlarını söküp santral projesi önündeki bir başka engeli daha kendince aşmış oldu. Yatağan ve çevresindeyse işler daha farklı bir biçimde ‘hallediliyor.’

Zeytinlere termik santral ve madenin ‘ateşi’ düştü

1982’de işletmeye alınışından bu yana, Yatağan Termik Santralı’nın etkileri her zaman devletin yarattığı bir sis perdesinin ardında kaldı. Santralın etkilerinin toplum sağlığı ve tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin görülmeye başlanmasıyla birlikte 1990’lı yıllarda dava süreçleri başladı. Yatağan Termik Santralı’nın etkilerine ilişkin ilk bilimsel tespitler de bu davalar kapsamındaki bilirkişi raporları aracılığıyla oldu. Santral bacalarından partiküllerin 12-15 kilometrelik mesafeye yayıldığı, aşırı miktarda nitrojendioksit (NO2) ve sülfürdioksit (SO2) salan santralın zorunlu baca filtreleri olmadan çalıştığı saptandı.

Yerel mahkemenin bilirkişi raporlarına dayanarak aldığı üretimin durdurulması kararıysa, 2005’te Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bile bu konuda hüküm kurmasına rağmen hiçbir zaman uygulanmadı. Ancak 1990’larda çiftçilerin açtığı bireysel davalar Yatağan Termik Santralı’nın bölgedeki zeytin ve tütün üretimine yaptığı olumsuz etkinin mahkemelerce tanınmasını sağladı ve pek çok davada çiftçilere tazminat ödenmesine hükmedildi.

Turgut Köyü çevresindeki zeytinliklerden bir kare (Fotoğraf: Can San)

Bölgedeki tütün üretimi kotalardan ötürü artık yok denecek kadar az; 1990’lar 2000’li yıllarda yerel mahkemelerin verdiği kararlara karşın zeytin üretimiyse aksak ritimli bir şekilde sürüyor. Turgutlular geçmişte öylesine ektikleri bahçelerde kasa kasa sebze yetişirken şimdi gübre ve zirai ilaçlar kullansalar bile ektikleri hiçbir şeyin ürün vermediğini anlatıyor. Tarımsal üretimdeki yoksullaşma zeytinler için de geçerli: “Geceleri, santralın 12’den sonraki vardiyasında filtre takılmıyor. Zehir köye çöküyor, zeytinlerdeki çiçekleri yakıyor. Dört senedir doğru düzgün zeytin olmuyor…”

Turgutlulara göre özellikle 2013’ten itibaren zeytin veriminde keskin bir düşüş yaşandı: “Zeytinim üç dört senedir olmuyor. Bunun nedeni asit yağmurlarının ağacın yaprağında oluşturduğu tahribat. Yanmış gibi, tüm yapraklarını döküyor. Yaprağını yeniden oluşturma çabasına giriyor, o yüzden meyve veremiyor.”

Santral ve kömür ocakları köyleri nasıl yutuyor?

Zeytin üretiminde santral kaynaklı verimsiz yılların Turgut köyü ekonomisini gerilettiğini, çiftçilerin yaşam standartlarını düşürdüğünü düşünebilirsiniz. Verimsiz üretimin zeytincilikle geçinen köyleri yoksullaştırdığı doğru fakat Yatağan Termik Santralına kömür sağlayan açık ocak kömür madenlerinin gelişimi bu yoksullaşmayı, yereldeki yaşam tarzını tehdit eder hale getiriyor.

Bugün Turgut’un yaşadığını, birkaç yıl önce Eskihisar ve Yeşilbağcılar köyleri de yaşadı. Yatağan Termik Santralı’nın 1982’den beri saldığı sülfürdioksit ile nitrojendioksite maruz kalıp verimsizleşen zeytin üretimi kapasitesi, santrala kömür sağlayan açık ocak kömür madeninin ilerlemesiyle daha da düştü. Madenin yaklaştığı köyler hem toz emisyonlarına daha fazla maruz kaldı hem de madencilik için yapılan sondaj ve kazılar zeytinliklerin su kaynaklarını ortadan kaldırdı. Heyelanlar da zeytinlikleri ve yaşam alanlarını tahrip etmeye başlayınca Eskihisar ve Yeşilbağcılar sakinleri köylerinin taşınmasına razı oldu. Bazı köylüler arazilerini satıp başka bölgelere göç etti, bazılarıysa kendilerine gösterilen yeni mahallelerde inşa edilen TOKİ evlerinden ev sahibi olmak için borçlandı ve eski hayat tarzlarını ve geçim kaynaklarını yitirdi.

Yatağan Termik Santralı’na kömür sağlayan açık ocak kömür madeninin 2004’ten 2017’ye gelişimi (Görsel kaynakları: Google Earth, Harita uygulama: Doğu Eroğlu)

Köy taşıma ve göçe zorlamaya uzanan süreç Turgut köyü için 2016’da başladı. Turgut köyü zeytinliklerinin, Yatağan Termik Santralı’nı ve santrala kömür sağlayan maden ocağını işleten Bereket Enerji tarafından satın alınıp buradaki zeytinlerin söküldüğü Aralık 2016’da Muğla İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından da teslim edildi. İdareye göre şirket, bölgede en az 1,470 adet zeytin ağacını söktü. Zeytinler sökülüp açık ocak kömür madeni ilerledikçe, kazı ve sondajlar Turgutlu üreticilerin 93 parsel diye adlandırdığı zeytinlik arazilerin kıyısına kadar geldi. Turgut ile geçtiğimiz senelerde maden tarafından yutulan köyler arasında geçmişte ulaşımı sağlayan asfalt yol, madenin yol açtı heyelanlarca yutulmuş durumda. Asfaltın Turgut yönündeki kısmında yer alan dev çatlaklarsa köye doğru ilerliyor.

Turgutlu zeytin üreticisi Tayyibe Demirel, artık maden tarafından yutulmuş yolun kalan kısmındaki çatlakları gösteriyor. Arkadaysa açık ocak kömür ocağı gözüküyor (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Turgut köyü zeytinliklerinin 50 metre yakınına kadar gelen açık ocak kömür madeni, yakında bu arazilerdeki zeytin ağaçlarını da tehdit eder hale gelecek ve toprak kaymaları başlayacak. Üstelik heyelanların başlaması Turgut köyü için bir fasit dairenin de başlangıcı olacak.

Turgut sakinleri, zeytinliklerin yakınında başlayacak heyelanın köyün mesken alanlarına kadar uzanacak bir arsa satışı eğilimini tetikleyebileceğini düşünüyor.

Heyelanın etkilemeye başlayacağı, maden faaliyetlerine komşu bir arsa sahibi eğer arsasını maden şirketine satarsa, madencilik faaliyetleri bu arsayı da içine alacak şekilde genişleyecek. Açık ocak kömür madeninin sınırları genişledikçe, madencilik faaliyetleri yeni zeytinliklere komşu olacak ve bu zeytinlikler de heyelandan etkilenmeye başlayacak.

Diğer bir deyişle, maden Turgut köyü zeytinliklerini içine katmaya başlarsa, tüm zeytinliklerin ve hatta köyün meskenlerinin bulunduğu alanların da maden tarafından yutulması sadece bir zaman meselesi olacak.

Turgut köyü zeytinlikleri (solda) açık ocak kömür madeni arasında neredeyse hiç mesafe kalmamış durumda (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

48 köy haritadan silinebilir

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) gönüllülerine göre, Yatağan Termik Santralı’nın tehdidi altındaki tek köy Turgut değil.

İdare ticari sır olduğu gerekçesiyle Bereket Enerjinin sahibi olduğu maden ruhsatı arama ve işletme alanlarını açıklamazken, Muğla’daki çeşitli resmi kaynaklardan sağlanan veriler, ruhsat alanlarının tam olarak 27 köyü içine aldığını gösteriyor. Bu köylerden Eskihisar, Yeşilbağcılar ve diğer altı köy çoktan taşındı; Turgut ise halihazırda tehdidi en yakından hisseden köylerden biri. Ancak Yatağan Termik Santralı’na bağlı kömür madeninin tüm ruhsat alanında çalışma yapması halinde 18 köy daha yerinden edilebilir. MUÇEP, aynı bölgedeki Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallarının da benzer bir etki yaratabileceği görüşünde. Bu santralların sahip olduğu maden ruhsatı alanlarında da 21 köy bulunuyor.

Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallarına kömür sağlayan açık ocak kömür madenlerinden bir görünüm (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Köylerde su kaynakları kuruyor

Bu 21 köyden biri olan Karacahisar için yakın geçmişte yeni bir termik santral kurulabileceği konuşulsa da, köy şimdiden kömür arama faaliyetleri için gerçekleştirilen sondajlardan ötürü önemli bir su kaynağını kaybetmiş vaziyette.

Karacahisar Köyü Muhtarı Şefik Musluk, sondajlardan ötürü köyün suyunun kuruyuşunu şöyle anlatıyor: “2014 yılı sonunda veya 2015’te, TKİ tekrar sondaj kuyularını açmak için köylüyle toplantı yaptı. ‘Arazisine kimse sokmasın’ dedik. Biri çıktı izin verdi, sondaj başladı. Suçıkan isimli, tarihi bir suyumuz vardı. Yedi tane değirmen çalıştırırdı geçmişte. Maalesef kaynak suyumuz geçen yıl talan edildi, dere yataklarımız kurudu. Ağlayacak durumdayız. Sondaj kuyuları kuruttu. 500 metreyle başladılar, 50 metreye düşürdüler aralığı. Suyu kömürün altına çektiler. Zeytinimiz de olmuyor şu anda.”

Benzer bir durum, maden ile zeytinliklerin komşu olduğu Turgut’ta da görülüyor. Pek çok Turgutlu zeytin üreticisi, sondaj ve kazılardan ötürü artezyen kuyularının ve yeraltı sularının kuruduğunu aktarıyor.

Maden şirketi ‘zeytin tekeli’ olma yolunda

Öyle gözüküyor ki madencilik faaliyetlerinin köyleri yutması bölgedeki zeytin üretiminde yeni bir tekel yaratmak üzere.

Turgutlu zeytin üreticilerinin aktardığına göre Bereket Enerji, kömür havzalarının üzerinde kalan zeytin ağaçlarını söktükten sonra, bu ağaçları maden arama faaliyetlerinden arta kalan dolgu toprakların biriktirilip düzleştirildiği arazilere dikerek, zeytinyağı üretimi de gerçekleştiriyor: “Sürekli amele getiriyor, zeytini işliyorlar. Benim zeytinliği alıyor, altından kömür çıkarıyor. Zeytini söküp götürüp kendi hafriyat sahasına, dolgu toprak üzerine dikiyor. [Zeytin de] Onun artık… Kaba toprak olduğu için saçağı daha güzel atıyor, yaşlı zeytini getiriyor buraya, gençleşiyor. Elde ettiği yağı satıyor. Enerji şirketi aynı zamanda zeytincilik yapıyor. Milletin zeytinini topluyor. Muğla’nın yağ babası olacak, neredeyse tekel olacak.” Bereket Enerji geçtiğimiz günlerde, madenin yuttuğu arazilerden söküp yeniden diktiği zeytin ağaçlarından ürettiği zeytinyağıyla bir madalya bile kazandı.

Bereket Enerji’nin kendi sitesinden yaptığı ‘zeytinyağına bronz madalya’ duyurusu

Bronşit, astım ve amfizem artık ‘hastalıktan’ sayılmıyor

Turgut Yardımlaşma ve Tabiat Varlıklarını Koruma Derneği üzerinden örgütlenen Turgutlular, arazilerini Bereket Enerji’ye satmamakta kararlı. Ancak bunu yaparken yalnızca ekonomik zorluklarla ve ilerleyen açık ocak kömür madeniyle değil, madenin ve termik santralın yarattığı sağlık etkileriyle de mücadele etmeleri gerekiyor.

Yatağan Termik Santralı konusunda tam bir gizlilik prensibi benimseyen idare, iş sağlık etkilerine geldiğinde de geri adım atmıyor. Bölgede hâlâ santralın etkilerine ilişkin birkaç bilimsel çalışmadan fazlası yok. Bu çalışmalardan birini gerçekleştiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2000’de yayınladığı raporda, Yatağan Devlet Hastanesi’nde solunum sistemi hastalıkları ile bronşit, amfizem ve astım yüzünden yataklı tedavi gören hastaların oranının, Muğla’daki hastanelerdekilerden iki kat fazla olduğunu işaret etmişti. 2002’de 0-6 yaş arası 236 Yatağanlı çocuktan toplanan verilere dayalı bir başka çalışmaysa, çocukların yüzde 95.7’sinde kurşun zehirlenmesi sınırı üzerinde kan değerlerine sahip olduğunu, yüzde 87.6’sının kanında sınır değerin iki katından fazla kurşun bulunduğunu tespit etmişti.

Bugünkü durum da çok farklı gözükmüyor. Turgut’ta hemen hemen herkesin solunum hastalıklarına sahip olduğu, KOAH’tan ölümlerin arttığı, pek çok kişininse kanser tedavisi için civardaki hastanelerde tedavi olduğu aktarılıyor. Amfizem, astım ve bronşit gibi hastalıklar artık sıradan addediliyor. Bölgede birkaç gün geçiren herkes, tıpkı benim gibi, boğaz karıncalanması ve solunum güçlüğü gibi semptomları da yaşıyor.

Antik Kral Yolu’nu maden yuttu, valilik ‘daha güzelini inşa etmeye’ kalktı

Yatağan Termik Santralı ve ona bağlı açık ocak kömür madeni 27 köyü yutma potansiyeline sahip olsa da, bölgede yok olan yalnızca yaşam biçimleri ve tabiat değil. Turgutlular, köylerin bile engel olamadığı açık ocak maden ocağının ilerleyişine arkeolojik buluntuların mani olmasını aslında pek de ummuyormuş ama kültür varlıklarının bu kadar çabuk ‘ortadan kaldırılacağını’ da beklemiyorlarmış. Açık ocak kömür madeninin bu bağlamda karşılaştığı ilk engel, taşınmadan önce Eskihisar Köyünün bulunduğu bölgede yer alan Stratonikeia Antik Kenti ile Turgut köyü yakınlarındaki Lagina Harabeleri arasındaki antik ‘Kral Yolu’ oldu.

Lagina’dan bir görünüm (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Antik dönemde Stratonikeia’ya bağlı bir dini merkez konumundaki Lagina’daki Hekate Tapınağı’na, dini ritüelleri yerine getirmek üzere gidilirken, bu iki bölge arasındaki ‘Kral Yolu’ veya ‘Kutsal Yol’ olarak adlandırılan güzergah kullanılırmış. 2011 itibarıyla ‘Kral Yolu’nun büyük kısmının maden tarafından yutulmasına Muğla valiliği ve diğer resmi kurumlar seyirci kaldı. ‘Kral Yolu’nun maden tarafından yok edilmesine itiraz edilmediği gibi, Muğla valiliği eskisinden (yani antik dönemdeki orijinal yoldan) daha uzun bir ‘Kutsal Yol’inşaatına başlayacaklarını kamuoyuna ilan etti.

Lagina’dan bir görünüm (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Dönemin Muğla valisi Fatih Şahin’in açıklamalarına göre, gerçeği yaklaşık yedi buçuk kilometre uzunluğundaki yol maden tarafından yutulduktan sonra 17 kilometrelik daha uzun bir yol tasarladı ve bunun projelendirilmesi için 100 bin lira harcama yaptı: “Kültür Yolu Projesi, Muğla valiliği tarafından geçmiş yıllarda restore ettirilen Belen Kahvesi’nden başlıyor ve Yatağan’daki Lagina Antik Kenti’nde bitiyor. Proje için bugüne kadar yaklaşık 100 bin lira harcandı. Kültür Yolu Projesi’nin amacı, Muğla’nın bugüne kadar tanıtılamamış kültürel zenginliklerini tanıtmak. Bu tür projeler ile turizmi çeşitlendirmeyi ve turizm sezonu da uzatmayı hedefliyoruz.”

‘Kral Yolu’ projesinin bugünkü akıbeti bilinmiyor ama bölgede buna benzer herhangi bir yapı bulunmuyor.

‘Kral Yolu’nun başına gelenlerin bir benzeri, 2017’de Turgut köyü zeytinlikleri ile açık ocak kömür madeni arasında kalan arazideki arkeolojik buluntular için de yaşandı. Zeytinlikler ile açık ocak kömür madeni arasındaki arazide, Turgutluların çocuk mezarları diye adlandırdığı yaklaşık 100 antik mezar bulunuyordu.

Muğla Müze Müdürlüğü tarafından yapılan yüzeysel kazılarla mezarların bölgeden uzaklaştırılmasının ardından arazinin görünümü (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

Ancak 2017’de Muğla Müze Müdürlüğü tarafından hızla gerçekleştirilen kazı çalışmaları sonrasında bölgede bu arkeolojik buluntulardan bir tane bile kalmadı. Turgutlu zeytin üreticilerine göre mezarların bölgeden uzaklaştırılmasının sebebi, arkeolojik buluntuların madenin ilerleyişini durdurmasının önüne geçmekti.

Kazı yapılmış alanı birlikte gezdiğim bir Turgutlu, mezarların sökülüp götürülmesi hakkında şöyle konuşuyor: “Şu kazdıkları yerler, çocuk mezarları, küp mezarlar… Antik kentler çıkıyor… Arkeologlar alıyor, ‘Taşınıyor’ diyorlar ama yazık değil mi? Turistler gelse de bu binlerce yıllık mezarları olduğu yerde görse daha iyi değil miydi?”

Muğla Müze Müdürlüğü tarafından yapılan yüzeysel kazılarla mezarların bölgeden uzaklaştırılmasının ardından arazinin görünümü (Fotoğraf: Doğu Eroğlu)

*Bu içerik, Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından hazırlanan‘Yatağan Termik Santralı Etki Alanındaki Turgut Köyü Hak İhlalleri Raporu’ndan uyarlanmıştır. Katkı verenler arasında Doğu Eroğlu’nun da bulunduğu rapora buradan erişebilirsiniz. Kaynak: Diken

FacebookTwitter