İklim Savunucuları

İklimi savunanlar, yeryüzünün savunulmasında öncülük edenlerdir; ekosistemleri, müşterekleri korumak için, fosil yakıtların yerin altında kalması için, hoyratça yaşamı sömüren çıkar gruplarına karşı mücadele edenlerdir. Yeryüzünün sesi olan savunucular bugün dünyanın dört bir yanında şiddetle, tehditle karşılaşıyorlar; en temel haklarından mahrum bırakılıyorlar.

Yaşamı savunanlara karşı gerçekleşen insan hakları ihlalleri , havayı, suyu, toprağı cendere altına alan neoliberalizmle sistematik bir hal almakta. Açgözlü çıkar gruplarına karşı iklimi, yeryüzünü savunmak hiç bu kadar riskli olmamıştı. İklim çöküşünü önlemek istiyorsak cesur seslerin susturulmasına değil, daha fazla insanın, daha gür şekilde ses vermesine ihtiyacımız var.

İklim adaleti için mücadele etmek yaşamı yok sayan çıkar gruplarına karşı mücadele etmektir. Bu nedenle bu mücadele aynı zamanda demokrasi ve insan hakları mücadelesidir. İklim savunucularıyla dayanışma içinde olmalıyız.

İklim krizi, fosil yakıt endüstrisinin neden olduğu insan hakları ihlallerini ağırlaştırmakta.

Yeni raporumuz, iklim krizinde en büyük sorumluluğu olan fosil yakıt endüstrisinin, iklim krizi derinleştikçe, aynı endüstrinin hali hazırda yol açtığı insan hakları ihlallerini daha da ciddi şekilde ağırlaştırdığını gösteriyor.

Rapordaki 10 vakanın da gösterdiği gibi, doğrudan veya dolaylı olarak petrol, gaz ve kömür şirketleri, özellikle son 30 yılda yaşanan insan hakları ihlallerinden sorumlu durumda. 

Sadece rapordaki vakalar ele alındığında bile, fosil yakıt endüstrisi 45,000 kişinin sağlık sorunları sebebiyle ölümünden, 60,000 insanın yerinden edilmesinden ve 18 milyar galondan fazla toksik atık suyun nehirlere karışlmasından doğrudan sorumlu.

İhlaller hem yerel şirketler hem de Chevron-Texaco ve Shell gibi endüstri devleri tarafından gerçekleşti. Rapordaki bazı vakalarda anlatıldığı gibi, kimi zaman fosil yakıt şirketleri, siyasi çıkar gruplarıyla, özel güvenlik kurumlarıyla yasadışı veya şeffaf olmayacak şekilde hareket etmekte.

Raporda bahsi geçen insan hakları ihlalleri arasında Meksika ve Nijerya’da topluluk önderlerinin öldürülmeleri ve keyfi tutuklamalar, ABD’de protesto hakkı üzerinden kısıtlamalar, Muğla / Türkiye’de kömür madenlerinin genişlemesinden dolayı yerinden edilmeler, Avustralya’da su güvenliğine yönelik tehditler, Ekvador Amazonu’nda ve yerli halkların topraklarında nehirlerin kirletilmesi, Bangladeş’te şayet gerçekleşirse araştırmalara göre 24 bin düşük doğuma yol açacak Rampal termik santrali projesi vaka çalışmaları arasında bulunuyor

 

Fosil yakıt şirketlerinin faaliyetleri iklim krizini derinleştirirken aynı zamanda çevresel ve toplumsal sorunlara neden oluyor ve ağır insan hakları ihlallerine yol açıyor. İklim krizi ağırlaştıkça, fosil yakıt endüstrisinin yol açtığı insan hakları ihlalleri de ağırlaşıyor. 

Yönetici Özetini indir (Türkçe)

Raporu indir (İngilizce)

Rapor vakaları

Ogoniland (Nijerya)

 

Petrol devi Shell’in Nijer Deltası’ndaki faaliyetleri, dünya çapında fosil yakıt şirketlerinin neden olduğu insan hakları ihlallerinden en kötüleri arasında sayılabilir. Devlet yetkililerinin de karıştığı skandallar dizisi 1958’de bölgede ticari petrol arama ve üretime izin verilmesiyle başladı. 1958’den bu yana Nijer Deltası’nda dokuz ila on üç milyon varil ham petrol döküldüğü tahmin ediliyor. 2011 BM Çevre Programı Raporu da bölgedeki petrol endüstrisinin havayı ve suyu kirlettiğini ve doğal yaşam alanlarını yok ettiğini tespit etti. Bölge ekosistemi üzerindeki tahribat yerel toplulukların da yaşamını ve sağlığını ciddi şekilde etkilemiş durumda. Petrol kirliliğine karşı gerçekleşen protestolar ise bugüne kadar sertlikle bastırıldı, aktivistler öldürüldü. Nijer Deltası’ndaki petrol çıkarımı ile ilgili şiddetli insan hakları ihlallerine maruz kalan mağdurlar, mahkemelerde ve insan hakları organlarına başvurularında bir çok zafer kazansalar da hala fosil yakıt endüstrisi tarafından yaşam alanlarına verilen zararların tazmin edilmesini beklemekteler.

Fotoğraf: Eric Dooh, Goi köyü yolundaki derenin kıyılarına zarar veren ham petrolü gösteriyor. Shell boru hattında defalarca yaşanan petrol sızıntısı, nehri kilometrelerce boyunca kirletti ve bölge ekosistemi üzerinde büyük hasar bıraktı /  Milieudefensie, 2013

Amazon (Ekvador)

 

Chevron / Texaco’nun Ekvador’da binlerce hektarlık Amazon arazisini kirletmesinden dolayı bölge ‘Amazon Çernobil’i olarak adlandırılmakta ve aynı zamanda fosil yakıtların çıkarılmasıyla ilgili bir çok insan hakları ihlalini de beraberinde getirmekte. Bölgede petrol çıkarılmasının yarattığı insani ve çevresel etkiler dünyada en uzun süredir devam eden adli süreçlerden birinin de sebebi durumunda. Petrolün yol açtığı kirlilik, bölge ekosistemi üzerinde büyük tahribat bırakmış durumda. Aynı zamanda avcılık ve balıkçılıkla geçimini sağlayan yerli toplulukların da doğdukları yerleri terketmelerine sebep olmakta. Fosil yakıt şirketlerinin bölgede verdikleri zararın tanzim edilmesi için açılan dava 1993 yılından beri sürüyor. 2011’de Sucumbíos Eyaleti Adalet Mahkemesi, Chevron-Texaco’nun 1964-1992 yılları arasında Amazon’u kirlettiği gerekçesiyle 9.5 milyar dolar ödemesini hükmetti ancak bu tarihi karar hiç bir zaman uygulamaya konmadı.

Fotoğraf: Ham petrol Ekvador Amazon ormanlarında bulunan Lago Agrio’yu on yıllardır zehirliyor. Texaco (bugün Chevron) 1990’da petrol çıkarma işlemleri sonlandıktan sonra bölgeyi terk etti ve ham petrolü temizlemeye yönelik bir faaliyette bulunmadı. / Caroline Bennett / Rainforest Eylem Ağı, 2010.

Muğla (Türkiye)

 

Türkiye’nin Muğla şehrinde bulunan Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy kömürlü termik santralleri, fosil yakıt kaynaklı insan hakları ihlallerinin simgelerinden biri durumunda. Santrallerin 1983’ten bu yana işletilmesi bölge ekosistemi üzerinde ciddi tahribat bırakmış durumda. Santrallerden yayılan hava kirliliği kardiyovasküler, solunum ve kansere bağlı hastalıklardan dolayı erken ölümlere sebep olmakta. Ayrıca termik santrallere kömür sağlanması için bölgede sürekli genişleyen maden sahaları Milas ve Yatağan’daki köylülerin geçim kaynakları zeytinlikleri yok etmekte, köylülerin yerlerinden edilmelerine sebep olmakta. Çok sayıda protestoya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanılan bir zafere rağmen kömürlü termik santraller hala çalışmaya devam ediyor. 

Muğla’daki ihlaller ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşmak için tıklayın: Muğla ve Kömür Belası

Fotoğraf: Kömür madenleri Yatağan / Turgut Mahallesi’ne doğru zeytinlikleri, yaşam alanlarını tehdit ederek ilerliyor. 

Bayou Bridge Boru Hattı Projesi (ABD)

 

ABD’de bulunan Bayou Köprüsü Boru Hattı, fosil yakıtların işlenmesi için altyapı inşa edilmesiyle ilişkili birçok insan hakları ihlallerinin simgesidir. Boru hattının Nederland, Teksas’taki petrol ve gaz merkezini, Körfez Kıyısı’ndaki terminali bağlaması planlanmıştı. 2015 yılında başlanan inşaatla birlikte bölge ekosistemi üzerinde oluşan tahribat projenin uzun vadeli etkileri hakkında endişeleri artırmakta. Boru hattıyla bağlantılı olarak bir çok dava da söz konusu. Bunların arasında özel mülke izinsiz giriş ve zarar verme, protestocuların sosyal haklarının ihlal edilmesi, şirket adına hareket eden yetkililerin istismarları öne çıkan dava konularını oluşturuyor. Hukuksal mücadele devam etmesine rağmen bu davaların Bayou Bridge Boru Hattı’nın çalışmasını durdurması olası gözükmemekte.

Fotoğraf: Bayou Bridge Boru Hattı’nın sonunda bulunan St. James’deki siyahi topluluklar bölgede güvenli bir tahliye yolu açılmasını talep ediyorlar. Bölgedeki toksik seviyenin yüksek olmasından dolayı mahalle “Kanser Yolu” olarak biliniyor. /  Fernando Lopez / Survival Media Agency, 2018

Rampal Kömür Santrali (Bangladeş)

 

UNESCO Kültürel Miras alanında inşa edilmesi planlanan Rampal Kömürlü Termik Santrali, Bangladeş – Hindistan Dostluk Grubu’nun ortak girişimiyle hayata geçirilmeye çalışılıyor. Proje, fosil yakıtla çalışan santrallerle ilintili insan hakları ihlalleri konusunda da sembolik nitelikte. Projeyle ilgili rapora göre “Bangladeş’te hava kirliliği hiç yaşanmıyor olsa bile, Rampal termik santrali tek başına 6000 kişinin erken ölümüne ve 24000 düşük doğuma neden olacaktır” denmekte. Santral ile ilgili planlar 2010’da ilk ortaya çıktığından beri bir çok karşı gösteri gerçekleşti ve hükümet bu gösterileri ifade özgürlüğünü ve toplanma hakkını ihlal ederek bastırdı. Hükümetin kömür santrali hakkında gerçekleştirdiği Çevre Etki Değerlendirmesi’nde bir çok kusur söz konusu. Santrali inşa etmek için bugüne kadar yerinden edilmeler gerçekleşti, itiraz mekanizmalarına erişmeye çalışanlar tacizlerle karşılaştı. Proje, şeffaf işlemeyen bir süreçte devam etmekte.

Fotoğraf: UNESCO Kültürel Miras alanlarından biri olan Sundarbans’ta Rampal kömürlü santrali tehdidi altında bulunan balıkçılar. / Frances Voon, 2006. 

Samir Flores (Meksika)

 

Samir Flores Sobarenes’in Şubat 2019’da öldürülmesi, yaşam savunucularının karşılaştıkları doğrudan tehditleri göstermesi açısından önemli.  Gazeteci, doğa savunucusu ve Náhuatl Yerli Topluluğu’nun üyesi olan Samir Flores iki termik santrale, bir boru hattı projesine ve yerli halk topraklarında inşa edilmek istenen bir su kemerine karşı mücadele etmekteydi. Diğer doğa savunucularıyla birlikte, projelerin bölgedeki suyu kirleteceğini ve tüketeceğini söyleyen Samir Flores ayrıca projelerin yerli toplulukların yaşamlarını ve kültürlerini  de tehdit ettiğini belirtmekteydi. Üst üste aldığı ölüm tehditleri ardından Şubat 2019’da evinde öldürüldü. Savcı, Samir’in ölümü ile projeler arasındaki bağlantıyı reddetse de kamuoyu baskısıyla cinayet soruşturması başlatıldı. Temmuz 2019’da Samir’in itiraz ettiği projelerle ilgili yapılan referandum projelerin yapılmasına yeşil ışık yaksa da federal yargıç projelerin yasadışı işgale yol açtığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararı verdi ve projeler kısmen askıya alındı.

Fotoğraf: Yerli halk aktivisti Samir Flores Meksika’da fosil yakıt projesine karşı mücadele ederken Şubat 2019’da öldürüldü. Dünyanın dört bir yanında aktivistler Samir’in anısı ve mücadelesi için nöbetler gerçekleştirdiler / Gastivists, 2019.

Lamu Kömürlü Termik Santrali (Kenya)

 

2013 yılında Kenya Hükümeti’nin, UNESCO Dünya Mirası’nda bulunan Lamu Eski Kasabası yakınında Doğu Afrika’nın ilk kömür santralini inşa etmek istemesiyle başlayan süreç birçok insan hakkı ihlalini de beraberinde getirdi. Bölgedeki topluluklar, Kenya’nın yeterli yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip olması nedeniyle kömürlü termik santralin inşaatına gerek olmadığını belirterek bir çok protesto düzenlediler. Buna ek olarak, santral inşa edilirse, hava kirliliğinden dolayı 1600 erken ölüm ve bölgede artan akciğer hastalıkları beklenmekte. Ayrıca termik santral inşasının balıkçılıkla geçinen bölge topluluklarını da olumsuz etkilemesi beklenmekte. Lamu termik santraline karşı gerçekleşen protestolarda bir çok hak ihlali yaşandı, iki aktivist kaçırıldı. Birinin öldürüldüğü tahmin edilmekte. 

Haziran 2019’da mahkeme kararıyla proje üstlenicilerinden Amu Power’a verilen ÇED lisansını iptal etti. Mahkeme, inşaata devam edilmek isteniyorsa yeni bir ÇED hazırlanmasını hükmederek santral inşaatını durdurdu.

Fotoğraf: Kenyalı yaşam savunucuları, kömürün ülkelerinin geleceğinde yeri olmaması gerektiğini söylüyorlar. / decoalonize.org, 2018.

 

Adani Madeni (Avustralya)

 

Avustralya’da devasal Adani kömür Madeninin açılmasına yönelik gerilim, fosil yakıt şirketlerinin yerli halkların topraklarına nasıl el koymaya çalıştığını göstermesi ve yerli halkların gelişmelere karşı koymada karşılaştıkları zorlukları göstermesi açısından önemli bir vaka durumunda. Son olarak Temmuz 2019’da Avustralya Queensland’de bulunan Adani kömür madeni projesine yeşil ışık yakıldı. Proje bölgesinin sahilde bulunması, kırılgan durumda bulunan bölge ekosistemi üzerinde daha ağır bir yükü de beraberinde getiriyor. İklim kriziyle yok olmaya yüz tutan Büyük Set Resifi de tehlike altında. Proje ayrıca bölge topluluklarının suya erişim hakkını ve yerli halkların toprak ve kültürel haklarını tehdit ediyor. Şirket ve Avustralya Hükümeti aktivistlerin madene karşı girişimlerini ve stratejik davalarını bastırmaya çalışıyorlar. Wangan ve Jagalngou (W&J) yerli halkı şirkete karşı davalar açtı, iddialarını uluslararası kurumlara taşıdı ve madenin ekosistemler üzerindeki tahribatına yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştirdi. W&J halkının Adani madeni projesine karşı topraklarını korumak için adalet arayışı hala devam etmekte.

Fotoğraf: AIG sigorta şirketi önünde aktivistler, şirketin Adani kömür madenine sigorta hizmeti vermemesi talebiyle protestoda. / Jason Tran / Stop Adani, 2019.

Karbon Devleri Soruşturması (Filipinler) 

 

“Karbon Devleri Soruşturması”, fosil yakıt şirketlerinin sebep olduğu iklim değişikliğinde sorumluluklarının altını çizmek için mevcut insan hakları araçlarının yeni kullanım yöntemlerine bir örnek teşkil etmekte. Fosil yakıt şirketlerinin sera gazı salımlarına katkısı üzerine yapılan çalışmalara dayanarak, Filipinli yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşları Filipinler İnsan Hakları Komisyonu’na, şirketlerin iklim değişikliğini tetikleyerek insan haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle başvuru gerçekleştirdiler. Karbon Devleri Soruşturması, aşırı hava olayları kaynaklı yaşam kayıpları, mülk kayıpları ve oluşan tahribattan fosil yakıt şirketlerinin sorumlu tutulup tutulamayacağını göstermesi açısından önem teşkil etmekte. Soruşturma aynı zamanda Filipinler’de tayfun gibi aşırı hava olaylarınan doğrudan etkilenenlere görünürlük kazandırmış durumda.

10 Aralık 2019’da Filipinler İnsan Hakları Komisyonu ExxonMobil, Shell, BP, Chevron ve 43 diğer şirketin insan kaynaklı iklim değişikliğinde rol oynadıklarını belirterek, krizin etkilerinden yasal olarak sorumlu tutulabileceklerini açıkladı.

Fotoğraf: Filipinleri vuran şiddetli tayfundan kurtulanlar ve sivil toplum kuruluşları Filipinler İnsan Hakları Komisyon’una, iklim krizinde fosil yakıt şirketlerinin sorumluluklarının araştırılması talebiyle ve insan haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle başvurdular. / AC Dimatatac, 2015.

Doğa Savunucuları vd. Shell’e karşı (Hollanda)

 

Hollanda’da yakın zamanda başlatılan dava, fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliğine karşı sorumluluğunu göstermek ve iklim değişikliğine karşı eyleme geçmeleri gerektiğini tartışmaya açmak için insan hakları hukukunun nasıl kullanılabileceğinedair bir örnek teşkil ediyor. Mayıs 2019’da Milieudefensie / Friends of the Earth, çok sayıda STK ve 17 binden fazla vatandaş Shell’e karşı bir haksız muamele / fiil hukuku davası açtı. İklim savunucuları için zaferle sonuçlanan Urgenda Davası’ndaki iddiaları temel alarak açılan davada, davacı taraf, Shell’in Hollanda yasalarına göre yasal yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve şirketin iklim değişikliğine karşı yetersiz eyleminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ışığında yaşam, özel yaşam ve aile hayatı ile ilgili düzenlenmiş hakları ihlal ettiğini iddia ediyor. Dava, Shell’in iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarına önemli bir katkısının olduğu, iklim değişikliği hakkındaki tehlikeleri uzun zamandır bildiği halde iklim değişikliğindeki rolü hakkında halkı aldattığı, konuyla ilgili düzenlemelere karşı lobi faaliyetleri yaptığı ve böylece yasal yükümlülüklerini yerine getirmediği temeline dayanıyor. Davacılar, Hollanda yasalarına göre şirketin sera gazı salımlarını azaltmakla yükümlü olduğunu savunuyorlar. Dava hale gelen devam etmekte. Dava sonucu şayet Shell’in aleyhine olursa, bir fosil yakıt şirketinin insan hakları hukuku kapsamında da iklim değişikliğinden doğrundan sorumluluğunu tanıyan önemli bir emsal olabilir. 

Fotoğraf: Shell’in Lahey’deki ofisine mahkeme çağrısı Doğa Savunucuları (Milieudefensie) adlı grup tarafından 17379 eş davacı ve 6 kurum adına veriliyor. / Milieudefensie, 2019.

FacebookTwitter