İklim krizi her zaman manşetlere çıkan ani felaketlerle gelmez. Bazen sessizce ilerler: küçülen nehirlerde, kuruyan kuyularda ve zaten kıt olanı “daha az kullanmaya” zorlanan topluluklarda. Ama yanılmayalım: Kıtlık gibi görünen şey aslında bir gasp. İstikrarlı bir iklimin gaspı. Güvenilir yağış düzenlerinin gaspı. Binlerce yıldır yaşamı sürdüren su sistemlerinin gaspı.

UN University Institute for Water, Environment and Health tarafından yayımlanan yeni bir rapor — “Global Water Bankruptcy: Living Beyond Our Hydrological Means in the Post-Crisis Era” — dünyanın artık “küresel su iflası” çağında olduğunu söylüyor. Bu, tatlı su sistemlerini doğanın yenileyebileceğinden daha hızlı tükettiğimiz ve tahrip ettiğimiz anlamına geliyor; üstelik birçok yerde bu tahribat geri döndürülemez durumda.

Bu, yaşamı ayakta tutan sistemler çöktüğünde iklim krizinin nasıl göründüğüdür. Ve bu çöküşü tetikleyen güçler, iklimi de yok edenlerle aynı: fosil yakıt çıkarımı, endüstriyel tarım ve doğayı sınırsız bir kâr kaynağı olarak gören ekonomik sistem.


Krizden iflasa: Fark ne?

On yıllardır politika yapıcılar ve araştırmacılar küresel su sorunlarını “su krizi” ya da “su kıtlığı” olarak tanımlıyordu. Ancak bu “kriz” söylemi, uzun vadeli ve yapısal çöküşü yeterince anlatmıyor. “Kriz” geçici bir durumu çağrıştırır. “İflas” ise çok daha kalıcı ve daha kaygı verici bir durumu ifade eder: öyle tüketilmiş bir sistem ki, artık kendini toparlayamaz.

UNU raporu, bu ayrımı kaçınılmaz kılan kaybın boyutunu ortaya koyuyor:

  • Dünyanın büyük yeraltı su rezervlerinin yaklaşık %70’i uzun vadeli düşüşte
  • Eskiden denize ulaşan nehirler artık yılın aylarca kuruyor
  • Büyük göllerin yarısından fazlası 1990’ların başından beri su kaybediyor
  • Son 50 yılda yaklaşık 410 milyon hektar doğal sulak alan yok oldu (neredeyse Avrupa Birliği’nin tamamı kadar)
  • 1970’ten bu yana buzulların %30’dan fazlası kaybedildi

Bu buzullar, kurak dönemlerde milyarlarca insanı besleyen “donmuş su kuleleri”ydi. Şimdi yok oluşları, doğanın su tasarruf hesabının tamamen boşaltılması anlamına geliyor. Geri ödeme mekanizması olmadan.

İflas demek, kalıcı olarak kaybedileni geri getiremeyeceğiniz anlamına gelir. Sıkışıp kapasitesini yitiren yeraltı suyu rezervleri yeniden dolamaz. Yok olan türler geri gelmez. Binlerce yılda oluşan buzullar, bizim ömrümüzde geri büyümez.

Dünyadaki buzulların neredeyse tamamı hızla küçülüyor. Copyright 2011 Michael C Smith

Fosil yakıtlar → İklim krizi → Su çöküşü

Su iflası, büyük ölçüde kömür, petrol ve gaz yakımının tetiklediği iklim çöküşüyle hızlanıyor. Süreç şu şekilde işliyor:

Artan sıcaklıklar su döngüsünü hızla bozuyor:
Küresel ısınmadaki her küçük artış, topraklardan, nehirlerden ve barajlardan buharlaşmayı artırıyor. Daha sıcak hava, nemi toprağın içinden çekerek yönetilebilir kuraklıkları yıkıcı felaketlere dönüştürüyor. Kuraklık artık sadece yağış eksikliği değil; insan kaynaklı ısınma, arazi tahribatı ve aşırı kullanımın birleşimiyle oluşan kalıcı bir su açığı.

Aşırı yağış: Sel var, ama su yok:
İklim değişikliği yağışı da şiddetlendiriyor. Ancak yağmur, toprağa sızmak yerine ani ve yıkıcı sağanaklarla akıp gidiyor. Tarım arazilerinin yarısından fazlası artık suyu ememeyecek kadar bozulmuş durumda. Böylece aynı yıl, hatta aynı ay içinde hem sel hem de su kıtlığı yaşanabiliyor.

Buzulların erimesi: Kısa vadeli artış, uzun vadeli felaket:
Buzullar eridikçe nehirler geçici olarak kabarabilir. Ancak kritik eşikler aşıldığında, kurak mevsimlerdeki su akışı kalıcı olarak çöker. İndus, Ganj-Brahmaputra ve And Dağları nehirleri gibi sistemlere bağımlı 1,5–2 milyar insan için bu, yaşam kaynaklarının yok olması demektir.

Endüstriyel tarım ve çıkarım faaliyetleri suyu tüketip kirletiyor:
Küresel tatlı su kullanımının yaklaşık %70’i tarıma gidiyor; çoğu, bulunduğu bölgede sürdürülemeyen su yoğun monokültür üretim için. Madencilik, fosil yakıt faaliyetleri ve endüstriyel kirlilik ise kalan suyu kullanılamaz hale getiriyor. Kağıt üzerinde var olan su, pratikte içilemez, tarımda kullanılamaz ve ekosistemleri besleyemez hale geliyor.


Faturayı kim ödüyor?

  • Yaklaşık 4 milyar insan yılda en az bir ay ciddi su kıtlığı yaşıyor
  • 2,2 milyar insan güvenli içme suyuna erişemiyor
  • 3,5 milyar insan güvenli sanitasyondan yoksun
  • 2022–2023’te 1,8 milyardan fazla insan kuraklık koşullarında yaşadı
  • Kuraklığın ekonomik maliyeti yılda 307 milyar doları aşıyor

Ama sayılar her şeyi anlatmıyor. Gerçek hayatta su iflası şöyle görünüyor:

Nesiller boyu güvenilir olan kuyular kuruyor, çiftçiler daha derine sondaj yaparak borçlanıyor. Kız çocukları okula gitmek yerine su taşımak zorunda kalıyor. Yoksul mahalleler tankerle gelen pahalı ve güvensiz suya mahkûm olurken, zengin semtler yeşil çimlerini koruyor. Topluluklar su kaynakları yok olduğu için göç etmek zorunda kalıyor. Gıda fiyatları artıyor, yoksulluk ve açlık derinleşiyor.

En acı gerçek ise şu: bugün su iflasını en ağır yaşayanlar, iklim krizine en az katkı sunanlar. Üstelik aynı zamanda suyu koruyanlar da onlar: yerli halklar, küçük ölçekli çiftçiler ve nehirleri savunan topluluklar. Ancak onların bilgisi ve direnişi görmezden gelinirken, su kaynakları bu krizi yaratan sistemler tarafından sömürülmeye devam ediyor.

Nijerya’da genç kadınlar ve kız çocukları su taşıyor. Kaynak: Flickr


Fosil yakıt çağı artık bitmeli

Hükümetler kömür, petrol ve gazdan çıkışı her yıl erteledikçe, bedeli halk ödüyor: artan gıda fiyatları, kötüleşen sağlık, kaybolan geçim kaynakları ve büyüyen güvensizlik. Su iflası, bu maliyetleri artık görmezden gelmeyi imkânsız kılan bir başka sonuç.

Çözüm karmaşık değil:
Fosil yakıt genişlemesini durdurmak. Kömür, petrol ve gazdan çıkmak. Temiz enerjiye ve dayanıklı, kamusal, topluluk temelli su sistemlerine yatırım yapmak. Endüstriyel su kullanımına bağlayıcı sınırlar koymak. İklim politikalarını, işleyen su sistemleri olmadan yaşanabilir bir gelecek olmayacağı gerçeğiyle uyumlu hale getirmek.

Bundan sonra ne olacağı, liderlerin kirleticileri korumaya devam edip etmeyeceğine ya da sonunda insanları, adaleti ve yaşanabilir bir gezegeni seçip seçmeyeceklerine bağlı.