Doğal gaz olarak bilinen fosil gazı iklim krizine karşı bir çözüm mü? Üstüne basa basa söylemek lazım: HAYIR. 

Kestirmeden söylemek gerekirse soru temel bir mantık hatası üzerine inşa edilmiş. Çünkü iklim krizinin başlıca nedeni fosil yakıt kullanımı. “Doğal” gaz da bir tür fosil yakıt olduğuna göre bu soruya yanıt niteliği taşıyan bir yazı tam burada sonlanmalı. Ancak devam etmekte yarar var. Çünkü bu fosil gazı uzun süre yanlış bir “geçiş” çözümü olarak sunuldu. Kömür hayatımızı, kentlerimizi o kadar kararttı ki yerine fosil gazını koyunca “temizlendik” hissine kapıldık. En azından durum bize böyle anlatıldı. Ancak elektrik üretiminden, ısınmaya fosil gazının enerji kaynağı olarak kullanımı iklim krizini durdurmaz aksine devam ettirir.

Energy Cities, Avrupa genelinde 30 ülkeden 1000 civarında kentin yerel yönetiminin bir araya geldiği iklim değişikliğine karşı enerji dönüşümünü savunan ulus-ötesi bir kent dayanışma ağı. Energy Cities’in Temmuz ayında yayınladığı kısa bir bilgi notu fosil gazı hakkında tekrarlanan safsataların ne kadar yanlış olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Biz de bu bilgi notunun savlarını temel alıp diğer kaynaklara da başvurarak fosil gazının neden uzak durulması gereken bir enerji kaynağı olduğunu anlamaya çalışalım. 

Biyogaz, hidrojen gibi “alternatif” olduğu söylenen gazların enerji kaynağı olarak kullanımını da  gerçek çözümler olmadığını savunan raporda enerji üretimi için fosil gazı kullanımı hakkında iki tane temel safsatadan bahsediyor. Özellikle fosil yakıt sektörünün ileri sürdüğü bu safsatalar şöyle:

Safsata 1: “Doğal gaz yeşil ve temiz bir enerji kaynağı olabilir.”

Safsata 2: “Doğal gaz temiz ve karbonsuz enerjiye geçişte “köprü” görevi görebilir.”

 

Gaz yeşil ve temiz mi? 

Safsata 1’deki iddiadan başlarsak…Söylenen doğru değil, çünkü…

Fosil gazı kullanımı birçok sağlık, çevre ve güvenlik riski yaratıyor. 

Fosil gazı üretimi farklı yöntemlerle yapılmakta. Bunlardan bir tanesi fracking/hidrolik kırma. Bu yöntem aşırı su kullanımı nedeniyle zaten azalmakta olan su varlığını daha da tehlike altına sokuyor. Fracking yönetimi ile doğal gaz üretiminde çok yüksek miktarda su kullanılıyor. Üstelik hava kirliliği ve kontrolsüz yangın riskini beraberinde getiriyor. 

Fosil gazı karbondioksit içerir: Üretim yöntemi ne olursa olsun fosil gazı için genel olarak geçerli olan en önemli mesele ise  gazın yüksek miktarda karbon salımına neden olması. Bir fosil gazı kombine çevrim santralinin tüm yaşam döngüsü sera gazı salımı 516 gCO2 e/ kWh. Rüzgar, güneş gibi santrallerde ise bu rakam 58 gCO2 e/kWh’den düşük.

Bunu biraz açalım: Fosil gazında belki diğer fosil yakıtlara göre daha az miktarda karbondioksit bulunuyor olabilir. Aynı miktar kömürdeki karbondioksit oranının fosil gazının neredeyse iki katı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu fosil gazının enerji üretiminde kullanıldığında karbondioksit salımına neden olmadığı anlamına gelmiyor. Aksine, ortalama sıcaklık artışlarını 1,5° C seviyesinde tutmak istiyorsak gerekli karbon bütçemiz (azami karbon salım miktarı) oldukça sınırlı. Unutmamak gerekiyor ki, fosil gazı dünyadaki enerji kaynaklı toplam karbondioksit salımlarının %21’inden sorumlu. Avrupa Birliği’nde sera gazı salımı kaynakları arasında ikinci sırada ve kullanımı düşmekte olan kömürün önünde.  Kısaca, kömürden çıkıp, fosil gazına geçmek iklim krizini engellemiyor, bizi kurtarmıyor.

Üstelik fosil gazı, sera gazı olarak sadece karbondioksit salımına neden olmuyor. Çünkü…

Fosil gazı metan gazı kaynağıdır: Metan sera gazlarının en güçlülerinden. Karbondioksite göre belki atmosferde daha az oranda bulunuyor. Ancak metan ısıyı çok daha fazla tutan bir sera gazı. Aynı miktarlar karşılaştırıldığında, metan karbondioksite göre atmosfere ilk 20 yılda 80 kat, 100 yıllık zamanda ise 28 kat daha fazla ısıtma etkisine sahip.

Metan gazı salımlarının başlıca kaynakları arasında hayvancılık ve sulak alanlardaki bitkilerin çürümesi geliyor. Bunların yanı sıra, fosil yakıtların çıkarılması, transferi ve kullanımı da oldukça önemli miktarda metan gazının atmosfere karışmasına neden oluyor. Üstelik araştırmalar bunun düşülenden çok daha fazla oranda olduğunu ortaya koyuyor. Science Dergisi’nde yayınlanan bir araştırma ABD’de petrol ve fosil gazı üretimi sırasında ortaya çıkan fosil gazının miktarı Çevre Koruma Ajansı’nın (Environmental Protection Agency, EPA)tahminlerinden %60 oranında daha fazla olduğunu meydana çıkarmıştı.

2020 yılında metan gazının atmosferdeki yıllık artışı milyarda 14.7 parçacık (ppb) oldu. Bu oran kayıtların sistematik olarak tutulmaya başlandığı 1983 yılından beri en fazla yıllık artışa işaret ediyor. 

Özetle, fosil gazı kirleticilerin başında gelen kömürün alternatifi değil. Çünkü doğal gaz  denen fosil gazı da da kendi başına bir fosil yakıt ve iklim yıkımına neden olan bir kirletici.

 

Gaz, köprü enerji mi?

Safsata 2’ye gelirsek… Fosil gazı temiz ve karbonsuz enerjiye geçişte “köprü” görevi görmez. Çünkü…

Bu iddia fosil gazının kömür, petrol gibi fosil yakıtlara göre görece daha az zararının olmasına dayanıyor. Özellikle hava kirliliği ve kamu sağlığı konusunda fosil gazının kömüre göre gözle görülür bazı avantajları var. Bu da fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişte önce fosil gazı kullanılarak kademeli bir dönüşümün olabileceği fikrini doğuruyor. Ancak görünen o ki bu olası değil. Çünkü bu göreceli bir avantaj. 

Şimdi kurulacak bir fosil gazı enerji üretim tesisinin ortalama ömrü 20-30 yıl. Piyasa kurallarının hakim olduğu bu sistemde yapılan yatırımın karşılığının alınması öncelendiği düşünülürse, bugün kurulan bir fosil gazı enerji üretim tesisinin 2030 yılının çok sonrasına kadar kullanılmaya devam edileceği öngörülebilir. Bu da iklim krizini durdurabilmek için gerekli hedeflerimizin çok ötesine düşüyor. 

Üstelik artık elimizde binaların ısıtmasını sağlayabilecek yenilebilir enerjiye dayanan alternatif enerji sistemleri mevcut. Zaten, Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency, IEA) da son raporunda fosil gazının “alternatif” bir enerji kaynağı olarak sayılmaması gerektiğini söylerken konutların ısınmasında fosil yakıtlarla işleyen kombilerin 2025 yılına kadar tamamen vazgeçilmesini önermekte. 

Özetle, iklim kriziyle mücadelede fosil gazının yeri yok. Yenilenebilir enerji kaynaklarını devreye bir an önce sokmadığımız sürece iklim krizinden kaçış imkanımız da…