Kritik sektör:
Çelik
Modern yaşamın neredeyse her aşamasında çelik var. Peki karbonsuz çelik mümkün mü?
Evden çıkıp işe ya da okula giderken kullandığımız asansörden geçtiğimiz köprülere, bindiğimiz otomobilden mutfağımızdaki buzdolabına, elektrik taşıyan iletim hatlarından rüzgar türbinlerine kadar modern yaşamın neredeyse her aşamasında çelik var.
Gözümüzün önünde olmasa da şehirleri ayakta tutan, sanayiyi çalıştıran ve günlük hayatı mümkün kılan temel malzemelerden biri çelik. Tam da bu nedenle çelik, küresel ekonominin ve modern yaşamın temel direklerinden birini oluşturuyor.
Çelik, çimentonun ardından dünyada en fazla üretilen emtia konumunda. Küresel ölçekte 2,5 trilyon ABD dolarını aşan ticaret hacmine sahip olan sektör, aynı zamanda milyonlarca kişiye istihdam sağlıyor.
Türkiye'de ise çelik sektörü, 2021 verilerine göre 25 milyar dolarlık ihracat değeriyle otomotiv ve kimya sektörlerinin ardından üçüncü büyük ihracatçı sektör konumunda. Sektör, doğrudan 55 bin, dolaylı olarak ise yaklaşık 300 bin kişiye istihdam sağlıyor.
Küresel çelik tüketiminin %52’si binalar, köprüler ve diğer uzun ömürlü yapılarda kullanılıyor.
Otomotiv (%12), mekanik ekipman (%16), beyaz eşya ve birçok üretim kolunun temel ham maddesini oluşturuyor.
Savunma, havacılık ve enerji altyapısı; rüzgar türbinleri ve boru hatları gibi alanlar için vazgeçilmez bir malzeme niteliği taşıyor.
Çelik sektörü modern ekonominin işlemesini sağlayan temel sektörlerden biri. Ancak aynı zamanda iklim krizini derinleştiren ve doğayı doğrudan tahrip eden en sorunlu sanayi kollarından biri.
Demir-çelik endüstrisi, tek başına küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %7’sinden sorumludur.
Sektör, küresel CO2 emisyonlarının yaklaşık %11’ini üretmektedir.
Geleneksel yüksek fırınlı tesislerde enerjinin yaklaşık %90’ı kömürden sağlanmaktadır.
Çelik sektörünün yarattığı tahribat yalnızca iklim üzerinde değil. Hava, su ve toprak kirliliğiyle yerel halkın sağlığını ve ekosistemleri doğrudan tehdit ediyor.
Tesislerden atmosfere CO2’nin yanında toz, ağır metaller, dioksin, furan ve PCB gibi toksik maddelerin salımı gerçekleşmektedir.
Cürufların kontrolsüz depolanması tarım arazilerini ağır metallerle kirletmekte ve ciddi çevresel risk yaratmaktadır.
Cüruf yığınları su havzalarını ve yer altı sularını ağır metallerle etkileyerek ekosistemleri tehdit etmektedir.
İzmir Aliağa-Foça bölgesi; demir-çelik faaliyetleri, gemi söküm, petrokimya tesisleri ve İzdemir kömürlü termik santrali nedeniyle on yıllardır ağır bir kirlilik yükü altında.
Horozgediği bölgesinde PM10 ve PM2.5 seviyelerinin çok yüksek olduğu tespit edildi. 2009 tarihli ara raporda PCB konsantrasyonlarının yasal sınır değerleri 47.600 ile 1.350.000 kat arasında aştığı belirtildi.
Hazırlanan çevre durum raporları; zeytin, kekik ve laden bitkilerinde, toprakta ve havada demir, kurşun, kadmiyum ve nikel gibi ağır metallerin sınır değerlerin üzerinde bulunduğunu gösterdi.
Aliağa ve Foça arasındaki yaklaşık 700 bin metrekarelik alanda biriken cüruf atıkları, tarım arazilerini ve içme suyu havzalarını tehdit ediyor.
Çelik sektörü, üretim süreçlerinde hem hammadde hem de enerji kaynağı bakımından fosil yakıtlara aşırı bağımlı bir sektördür.
Bu yöntemde demir cevherini indirgemek için temel girdi olarak metalürjik kömür kullanılıyor.
Geleneksel yüksek fırın yönteminde enerjinin yaklaşık %90’ı kömürden sağlanıyor.
2021 yılında dünyada tüketilen tüm kömürün %15’i, yani 1.100 milyon tonu, çelik sektörü tarafından kullanıldı.
Türkiye üretiminin %72’si elektrik ark ocaklı tesislerde, hurda ergitilerek yapılmaktadır.
Türkiye elektrik şebekesinin %55 oranında fosil yakıtlara dayalı olması, sektörün dolaylı emisyonlarını artırmaktadır.
Türkiye’deki büyük çelik üreticileri, ihtiyaç duydukları elektriği daha düşük maliyetle sağlamak için kendi kömür ve gaz santrallerini kurmuş durumda.
KARDEMİR: Karabük — 107,5 MW kurulu güce sahip elektrik üretim santrali işletmektedir. Bu santralde taş kömürünün yanı sıra üretim süreçlerinden elde edilen yan ürün gazları kullanılmaktadır.
Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşması teknik olarak mümkün. Ancak bu yalnızca üreticilerin değil; enerji, sanayi, finansman ve kamu politikalarının birlikte dönüşmesini gerektiriyor.
Sektör için 2030’a yönelik bağlayıcı azaltım hedefleri ve yıllık karbon bütçesi belirlenmelidir.
Yenilenebilir enerji yatırımları hızlanmalı, elektrik üretiminin karbon yoğunluğu düşürülmelidir.
ERDEMİR, İSDEMİR ve KARDEMİR gibi entegre tesislerin yeşil hidrojen bazlı teknolojilere geçmesi kritiktir.
Ulusal hurda envanteri oluşturulmalı, kalite standardizasyonu ve izlenebilirlik sağlanmalıdır.
ETS gelirleri düşük karbonlu teknoloji yatırımlarını destekleyen bir fona aktarılmalıdır.
Yeşil çelik tanımları geliştirilmeli, kamu ihalelerinde düşük karbonlu ürünlere öncelik verilmelidir.