Türkiye dahil pek çok ülkede orman yangınlarının sıklığı ve şiddeti her geçen sene daha da artmakta. Geçtiğimiz haftalarda İspanya, Fransa ve daha pek çok ülkede ölümcül orman yangınları yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz.. On binlerce insan tahliye ediliyor, milyonlarca orman canlısı her yangınla birlikte yok oluyor, itfaiyeciler ise yangınların ön saflarında hayatlarını riske atıyor.
Dünya yanarken
Kontrol edilemeyen orman yangını (wildfires); ormanlarda, otlaklarda veya çalılık alanlarda kontrolsüz biçimde yayılan yangındır. Genellikle yıldırım, devrilen bir elektrik hattı, söndürülmeden atılmış bir sigara ya da kontrolden çıkan tarımsal bir ateş gibi bir kıvılcımla başlar. Bu kıvılcım, yeterince kuru bir örtüyle ve yangının yayılmasına elverişli sıcak, kurak ve rüzgârlı hava koşullarıyla buluştuğunda hızla büyüyebilir.
Yangın, birçok ekosistemin her zaman bir parçası olmuştur. Hatta bazı doğal alanların sağlıklı kalabilmesi için düzenli ve düşük şiddetli yangınlara ihtiyacı vardır. Sorun yangınların çıkması değil; artık çok daha büyük, çok daha hızlı ve çok daha yıkıcı hale gelmeleri.
Yalnızca bu yılın verileri bile bu eğilimi doğruluyor. Ocak-Nisan 2026 arasında dünya genelinde orman yangınlarında 150 milyon hektardan fazla alan yandı. Bu, 2020’de kırılan önceki rekorun yaklaşık %20 üzerinde ve 2024’ün aynı dönemindeki alanın yaklaşık iki katı. Yangınlar tek bir bölgeyle sınırlı kalmadı; farklı kıtalarda, sıcaklık, kuraklık, rüzgâr ve insan kaynaklı tutuşturmanın birleşimiyle ortaya çıktı. Isınan iklim ise tüm bu etkenleri daha da şiddetlendirdi.
Tahminlere göre yılın geri kalanında El Niño koşullarına hızlı bir geçiş yaşanması bekleniyor. Geçmişte bu hava olayı Avustralya, Endonezya, Amazonlar ve Kuzey Amerika’nın bazı bölgelerinde şiddetli yangınlarla aynı dönemlere denk geldi.
Bu yaz krizin merkezlerinden biri Avrupa ve yangınlar hâlâ devam ediyor. Art arda gelen şiddetli sıcak hava dalgaları Akdeniz havzasını adeta kuru bir çıra haline getirdi. Yalnızca İspanya ve Fransa’da yangınlar en az 16 sivilin ve üç itfaiyecinin ölümüne neden oldu; 320 binden fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Hem Fransa’da hem de İspanya’da orman yangınlarının sayısı geçen yıla kıyasla iki kattan fazla arttı. Fransa’da bu yıl yanan alan şimdiden 115 bin hektarı aşarak ülke rekorunu kırdı. Yalnızca Gironde’daki yangında yaklaşık 42 bin hektar alan kül oldu. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ülkede görülen en büyük yangınlardan biri. İspanya ise Madrid yakınlarında kayıtlara geçen en büyük orman yangınlarından biriyle mücadele ediyor. Temmuz sonu itibarıyla yangında 111 bin dönümden fazla alan yandı.
Avrupa Birliği, tarihindeki en büyük orman yangını müdahalesini başlattı. Henüz sona ermekten çok uzak olan yangın sezonu için yaklaşık bir düzine ülkede itfaiyeciler ve yangın söndürme uçakları hazır bekletiliyor.
Aynı aşırı sıcaklar Kuzey Afrika’da da yangınları tetikledi. Tunus’ta yalnızca 72 saat içinde 900’den fazla yangın kaydedilirken, Cezayir’de 100’den fazla kişi hastaneye kaldırıldı.
Kanada’da da orman yangınları geniş alanlara yayıldı ve duman ABD’nin büyük bölümüne ulaştı. Toronto’nun hava kalitesi dünyanın en kötüleri arasına girdi; hastaneler yangınlarla bağlantılı acil servis başvurularında artış olduğunu bildirdi.
Sadece alevlerden ibaret değil
Kontrol edilemeyen orman yangınlarının yol açtığı en görünür zarar ortada: Yıkılan evler, küle dönen ormanlar, kaçmaya çalışırken ya da yangınla mücadele ederken hayatını kaybedenler. Ancak yangınların çok daha sessiz işleyen ikinci bir ölümcül etkisi var; üstelik tek bir alev bile görmeyen insanlara kadar ulaşabiliyor: Duman.
Orman yangını dumanı, PM2.5 olarak bilinen ince partikül maddelerle yüklüdür. Bu parçacıklar vücudun savunma mekanizmalarını aşacak kadar küçüktür; kan dolaşımına karışabilir ve vücudun farklı bölgelerinde iltihaplanmaya yol açabilir.
Dünya genelinde orman yangını dumanındaki partiküllerin her yıl yaklaşık 677 bin 745 kişinin ölümüne yol açtığı ve bu ölümlerin yaklaşık %39’unu beş yaşın altındaki çocukların oluşturduğu tahmin ediliyor. Lancet Countdown 2025 raporuna göre ise ince partiküller dünya genelinde yılda 100 binden fazla erken ölüme yol açıyor ve bu yük kıtalar arasında eşit dağılmıyor. Sahra Altı Afrika ile Güneydoğu Asya, sürekli olarak en ağır etkilenen bölgeler arasında yer alıyor.
Tek bir yangın sezonunun dumanı bile küresel ölçekte ağır sonuçlar doğurabiliyor. Yalnızca Kanada’daki 2023 orman yangınlarının dünya genelinde tahminen 82 bin 100 erken ölümle bağlantılı olduğu belirtiliyor. Bu yangınların dumanı Kuzey Amerika ve Avrupa’ya kadar ulaştı.
ABD’de araştırmacılar, orman yangını dumanının her yıl 24 bin 100’e kadar ölüme katkıda bulunabileceğini tahmin ediyor. Başka bir araştırmaya göre ise 2008-2018 yılları arasında Kaliforniya’daki orman yangını dumanı 50 binden fazla ölümden sorumluydu ve bunun ekonomik maliyeti 430 milyar doları aştı.
Bilim insanlarının bulgularına göre vücutta yangın dumanından etkilenmeyen neredeyse hiçbir sistem yok. Dumana maruz kalmak; kalp hastalıkları, felç, demans, astımın ağırlaşması, gebelik komplikasyonları ve hatta beyinde meydana gelen hasarla ilişkilendiriliyor.
Üstelik duman sınır tanımıyor. Kaynağından binlerce kilometre uzağa taşınarak aktif bir yangının yakınında bile olmayan kentleri zehirli bir sis tabakası altında bırakabiliyor. Bu nedenle orman yangınlarının sağlık üzerindeki yükü, evlerini kaybedenlerden çok daha geniş bir nüfusu etkiliyor. Çocuklar, yaşlılar, açık havada çalışanlar ve solunum ya da kalp rahatsızlığı bulunan kişiler ise en ağır risk altında.
Yangın havası üçgeni
Yangınların yayılması için yakıt, oksijen ve ısıya; ilerlemesi içinse rüzgâra ihtiyaç vardır. İklim değişikliği bu koşulların neredeyse tamamını değiştiriyor.
Artan sıcaklıklar bitki örtüsünü daha hızlı kurutarak ormanları ve otlakları yangına hazır bir yakıta dönüştürüyor. Daha uzun ve daha şiddetli kuraklık dönemleri, yangın sezonu başlamadan aylar önce topraktaki ve bitkilerdeki nemi azaltıyor. Değişen yağış düzenleri nedeniyle eskiden doğal alanları yeşil tutan yağışlı dönemler artık daha geç geliyor ya da hiç gelmiyor. Birçok bölgede sıcak hava dalgalarını şiddetlendiren ısınmış atmosfer, aynı zamanda korları ve alevleri yangın cephesinin kilometrelerce ötesine taşıyabilen rüzgârları da güçlendiriyor.
Bilim insanları bu koşulların birleşimine “yangın havası” diyor ve bu koşullar giderek daha geniş alanlarda görülüyor. Kuzey Yarımküre’de yangın sezonları daha erken başlayıp daha geç sona eriyor. Böylece doğal alanların yangınlar arasında toparlanabilmesi için giderek daha az zaman kalıyor.
Bunların hiçbiri her yangının doğrudan iklim değişikliğinden kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Ancak bize şunu söylüyor İklim krizi, aşırı yangınların ortaya çıkabileceği koşulları çok daha olası hale getiriyor; hem daha sık hem daha şiddetli hem de çok daha fazla yerde.
Fosil yakıtların izi
Kontrol edilemeyen orman yangınları daha sık, daha şiddetli ve kontrol altına alınması daha zor hale geliyor. Uydu verilerine göre en aşırı orman yangını olaylarının görülme sıklığı 2003-2023 arasında dünya genelinde iki kattan fazla arttı. Kayıtlardaki en aşırı altı yılın tamamı ise son yedi yıl içinde yaşandı.
Başka bir küresel değerlendirmeye göre orman yangınlarının etkilediği alan son 20 yılda yaklaşık %40 büyürken, dünyadaki en aşırı yangınların şiddeti aynı dönemde yaklaşık iki katına çıktı.
Bu tablo daha sıcak ve daha kuru bir atmosferle bağlantılı. Yükselen sıcaklıklar bitki örtüsünü kurutuyor, yangın sezonlarını uzatıyor ve aşırı yangınların yayılması için gereken koşulları yaratıyor. Atmosferdeki bu ısınmanın ise doğrudan ve açıkça tanımlanabilen bir nedeni var.
Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların yakılması, atmosferdeki karbondioksit (CO₂) miktarını artırarak küresel ısınmayı hızlandırıyor. Bu artışı açıklayabilecek başka bir kaynak yok: ne volkanlar ne bulutlar ne de Güneş döngüleri.
Metan için de tablo benzer: İnsan kaynaklı metan emisyonlarının yaklaşık %35’i fosil yakıtların çıkarılması ve kullanılmasından kaynaklanıyor; geri kalanında ise tarım ve atıklar başlıca kaynaklar arasında. Bu iki sera gazının emisyonlarında fosil yakıtların oynadığı rol açık; bu artık bilimsel açıdan tartışmalı bir konu değil.
Kömür, petrol ve gaz endüstrileri, insanları fosil yakıt kullanmaya mecbur bırakan bir ekonomik modelden devasa kârlar elde etti ve etmeye devam ediyor. Araştırmalar, bu şirketlerin yol açtıkları zararı en az 1970’lerden beri bildiklerini ortaya koydu. Buna rağmen iş modellerinden vazgeçmek yerine kamuoyunu yanıltmak için aktif biçimde çalıştılar. Bunu bugün de sürdürüyorlar.
Fosil yakıtları yakmaya devam etmemizin nedenlerinden biri, bu şirketlerin sahip oldukları gücü geçmişte de bugün de bu düzenin devamı için kullanmayı tercih etmeleri.
Orman yangınlarını tamamen ortadan kaldırmamız mümkün olmayabilir. Ancak fosil yakıtlara bağımlılığı sona erdirerek yangınların şiddetini ve görülme sıklığını azaltabiliriz. Hükümetlerden daha temiz enerji kaynaklarına geçmelerini ve fosil yakıt endüstrisinin varlığını sürdürmesini sağlayan finansman akışlarını kesmelerini talep etmeliyiz.