Bill McKibben* 

Bu yazı ilk olarak 4 Nisan 2017’de Fellowship for Intentional Community sitesinde yayınlanmıştır.

350 Türkiye için çeviren: Alidost Numan

the-thinker-thinking-about-im

Konuşmalarımdan sonra, Twitter’da, günün e-posta gelgiti içinde, hatta bazen bildiğiniz eski usul zarflı mektuplarda sorarlar soruları. En sık gelen soru aynı zamanda en basit olanıdır: Ben ne yapabilirim? Eminim bu soru bana şimdiye kadar 10 bin kere sorulmuştur. Aynı hava sıcaklığını tahmin etmeye çalışan iklimbilimciler gibi ben de hatalarımı skalanın alçak tarafından yapmaya çalışıyorum.

Bu sorması doğru soru ya da neredeyse öyle. Soru, harekete geçmek için bir azmi ve ihtiyacımız olan şeyin eylem olduğunu ima ediyor. Fakat yıllar geçtikçe ve küresel ısınmanın bilimsel tabanı farklı mecralara kaydıkça benim soruya cevabım değişti.  Artık otuz sene önce söylediğimin neredeyse tam aksini söylediğimi fark ettim.

O sırada, 27 yaşımda ve iklim değişikliği üzerine ilk kitabımı yazıyorken, belki de yaşımın gereği olarak, fazlasıyla kendime odaklanmıştım. Hem vaktimiz varmış gibi duruyordu: 1980’lerin sonunda hiçbir iklimbilimci, 2016’da Kuzey Kutbu’nda dev erimelere şahit olmaya başlayacağımızı düşünmezdi. Bu yüzden herkesin kendi hayatında yapabileceği değişiklikler üzerine düşünmesi mantıklı gözüküyordu. Zaman içinde, bunların toplamı kayda değer bir değişime dönüşürdü. The End of Nature (Tabiatın Sonu) kitabımda, eşimle birlikte nasıl isteklerimizi “budayıp şekillendirmeye” çalıştığımızı, arabayla uzun seyahatlere çıkacağımıza bisikletlerimizle yola çıktığımızı, gıdamızın daha çoğunu kendimiz yetiştirdiğimizi, “bir bebek yapmanın ne güzel olacağından” bahsetmemeye çalıştığımızı yazmıştım.

Yaptığımız bu değişikliklerin bir kısmını muhafaza ettik. Hâlâ bisikletlerimize biniyoruz ve çok uzun bir süredir bir tatile çıkmadım. Bazılarını değiştirdik. Çok şükür, bir çocuk yapmaya karar verdik ve o hayatımızın neşesi oluverdi. Bazılarından ise vazgeçtik: Son on yılın büyük bir kısmını baş döndürürcesine seyahat ederek geçirdim ve bu seyahatlerin birçoğu uçaklaydı. Bunun sebebi, zaman içinde “Ben ne yapabilirim?” sorusuyla ilgili bir sorun olduğunun kafamda netleşmesiydi.

Sorun, “Ben” kelimesi. Tek başımıza yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Evet, çatım güneş panelleriyle kaplı ve elektriğini bunlardan alan bir elektrikli araba kullanıyorum, evet sıcak suyumuzu da güneş ısıtıyor ve evet besin zincirinin alt halkalarından ve olabildiğince yerel gıda tüketiyoruz. Tüm bunları yaptığımız için mutluyum ve herkesin yapması gerektiğine inanıyorum. Fakat artık bunun iklim değişikliğini çözeceği düşüncesiyle kendimi aldatmıyorum.

Zira bilimsel temel değişti ve bununla birlikte hayatta kalmanın zaruri siyaseti ve ekonomisine dair anlayışımız da değişti. İklim değişikliği, insanların bundan 20 yıl önce tahmin ettiğinden bile çok daha hızlı bir şekilde geliyor. 2016 yılı, 2014 yılının kırdığı rekoru kıran 2015 yılının kırdığı rekoru kırıp geçti. Dev mercan resifleri, uçsuz bucaksız nehir deltaları gibi dünyanın bazı en büyük fiziki hatları ölmeye veya yok olmaya başlıyor. Kuraklık her gün zarar veriyor, yüz yılda bir yaşanacak seller iki baharda bir vuruyor. Son iki yılda dünyanın okyanus havzalarının birçoğunda, tarihte kaydedilmiş en yüksek rüzgar hızlarını gördük. Irak’ta Basra’da, Babil Bahçeleri’nden çok da uzak olmayan bir yerde, sıcaklık geçen yaz 54 dereceye vurdu. Bu tarihte hatasız kaydedilmiş en sıcak dereceydi, insanın sıcaklık direncinin de tam sınırındaydı. 2016’nın Temmuz ve Ağustos’u sadece tarihte kaydedilmiş en sıcak aylar değil, aynı zamanda çoğu iklimbilimciye göre, insan medeniyeti tarihinin en sıcak aylarıydı. Biliminsanları ağzından en sık işittiğim ifade “tahmin edilenden daha hızlı.” Geçtiğimiz birkaç yıl içinde, insan medeniyetinin yükselişine zemin olan 10 bin yıllık yumuşak iklim tutarlılığı  Holosen’i geride bıraktık. Şimdi yeni bir şeyin içindeyiz; yeni ve korkutucu bir şeyin.

Buna karşı şahsi elektrikli aracımız ancak bir jest olabilir. Güzel bir jest, herkesin edinmesi gereken bir jest, ama yine de bir jest. Aynısı bisikletle ulaşım veya vegan beslenme için de geçerli; artık şahsi gurur kaynağımız hangisiyse. Kuzey Amerikalılar kendilerini bireyler olarak tasavvur etmeye çok alışkındır, ancak bireyler olarak iklim değişikliğinin istikametini anlamlı bir şekilde değiştirme konusunda kuvvetsiziz. Harekete geçmek üzere şevklenecek yüzde 5 veya 10’umuz (ki herhangi bir konuda harekete geçeceklerin tamamı hep bu kadarla sınırlıdır), bu fiilleriyle atmosferdeki karbonu yüzde beş veya 10’dan daha fazla düşüremezler.

Hayır, doğru soru “Fark yaratmak için biz ne yapabiliriz?”

Çünkü bireysel fiiller küresel ısınmanın ivmesini değiştirmeye yetmiyorsa bile hareketlerin gücü hâlâ işi kotarabilir. Hareketler, insanların güç kazanmak için kendilerini örgütleme biçimidir. Söz konusu iklim olunca, belki de fosil yakıt sanayiinin malî kuvvettinin üstesinden gelebilecek kadar güç.  Karbon salımına bir fiyatlandırma getirecek, siyasetçileri fosil yakıtları yerin dibinde bırakmaya zorlayacak, güneş panellerinin sadece sizin çatınıza değil neredeyse her çatıya kurulması için teşvik talep edecek hareketlerdir. Hareketler, nüfusun yüzde 5 veya 10’unun karar verir kılınmasını sağlar, çünkü alakasızlığın hüküm sürdüğü bir dünyada yüzde 5 veya 10 muazzam bir rakamdır. ABD’deki sağ Çay Partisi hareketine bakın. Yine, ABD’deki sivil haklar hareketine bakın.

Karşı taraf bunun farkında; bunun için her zaman hareketlerle alay eder. Mesela, 400 bin kişi New York şehrinde yürüyünce, New York’a gitmenin, Allah muhafaza, benzin yakmayı gerektirdiğine dair bir sürü çirkin tweet ve e-posta alacağımı biliyorum. Hakikaten de gerektirir. Eğer raylı ulaşım altyapısını söküp atmış bir toplumda yaşıyorsanız, birçok kişi eyleme arabayla veya otobüsle gitmek zorunda kalır; bu da o sene boyunca yaktıkları en faydalı benzin olur. Çünkü, sistemi değişmeye iten odur.

Cesur insanlar hapse atıldığında kötücül kişiler bana yazıp tutukevi aracının kaç litre benzine ihtiyacı olduğunu sorarlar. Cesur insanlar kanolarla açılıp dünyanın en büyük sondaj platformlarını engellediklerinde onlarca son derece zeki ve körelmiş yüreğin bana tweet atıp “o kanoların imalatında petrol gerektiğinin farkında değil misin?” diye soracağını da biliyorum.  Evet farkındayız ve buna değer olduğuna karar vermişiz. Aziz veya evliya olmaya çalışmıyoruz, etkili olmaya çalışıyoruz.

Toplumdan keşişçe soyutlanmaya zorlanmayacağız, bu sorunla anın tüm gereçleri elimizde yüzleşmeli ve mücadele etmeliyiz. Üzerinde yaşadığımız dünyayı değiştirmeye çalışıyoruz ve şayet başarılı olursak, o zaman ardımızdan gelenlerin burada yaşamanın farklı yollarını çözmeleri için bol bol zamanları olacak. Bu süreçte yaşamlarını dönüştürmüş olanlar ilham kaynağı olabilir, ki bu da hayatîdir. Ama bunlar kendi başlarına çözüm sunmaz. Naomi Klein, bir keresinde Brooklyn’de Sandy Kasırgası ardından sel basan Red Hook mahallesinde “muhteşem” bir topluluk çiftliğine ziyaretini anlatmıştı. “İklim söz konusu olduğunda her şeyin doğrusunu yapıyorlardı” dedi. “Yetiştirdikleri gıda organik, gıda sistemlerini yerelleştirmişler, toprağa karbon gömüyorlar, fosil yakıt girdisi kullanmıyorlar- tüm iyi şeyleri yapıyorlar.” Ardından fırtına geldi. “Tüm hasatlarını kaybettiler ve selle basan su o kadar kirliydi ki topraklarına artık zehir bulaşmış olduğundan hayli eminler. Alternatifler inşa etmek önemli ve bunu yapmak zorundayız. Ancak eğer sorunun kaynağının [yani fosil yakıt sanayiinin ve bunun devletler üzerindeki etkisinin] peşine düşmezsek sel bizi alıp götürecek.”

Kline’ın tespiti gibi, ben de bu tip şahsi değişimleri gerçekleştirmiş kişilerin sıklıkla hareket örgütlemekte de yoğun bir şekilde aktif olduklarına sıklıkla şahit olurum. Uzun bir gün yabani ot sökmenin ardından bile yerel çiftçiler protestoya katılacak gücü toplarlar, çünkü sıklıkla tarladaki emeklerinin, bu zor emeklerini sürdürmelerine müsait bir iklimi garantilemeye bile yeterli olmadığının bilincidedirler. Hayır, çevrecilere gerçek dünyada yaşadıkları için riyakar diyenler, hiç değişim olmasın isteyenler. Hedefleri bizi mahcup bırakıp sesimizi kısmak. Böylece ne onları kötü hissettirir, ne de muktedirleri sarsarız.

Bu işe yaramayacak, yeter ki biz izin vermeyelim. Hareketler mensuplarını yanlız bırakmaz: Kefaletlerini öder, birbirlerinin fikirlerini internette yaygınlaştırırlar. Farklı konular arasında köprüler kurup güç birliği ederler. BlackLivesMatter (SiyahHayatlarÖnemlidir) hareketi yatırımları fosil yakıtlardan çekmeyi destekliyor, iklim aktivistleri sınırdışılara karşı mücadele ediyor. Hareketler, hep birlikte belki ancak işi kotaracak kadar kuvvetimiz olacağı gerçeğini teslim eder. Bunun için, insanlar bana ben ne yapabilirim diye sorduklarında artık hep aynı şeyi söylüyorum: “Bir bireyin yapabileceği en önemli şey bir birey olmamak. Birleşin—350.org, Green for All, BlackLivesMatter ya da Occupy gibi hareketlerimizin olmasının sebebi bu. Eğer yaşadığınız yerde bir mücadele yoksa, Standing Rock’tan Pasifik adalarına, destekleyecek birilerini bulun. Birinci görevimiz örgütlenmek ve ikincisiyle üçüncüsü de.”

Bunu yaptıktan sonra geriye vaktiniz kalıyorsa, tabii, lütfen, o zaman tüm ampüllerinizin LED olduğundan ve kara lahananızın yerelde yetiştirilmiş olduğundan emin olun.

*Çevre aktivisti ve yazar Bill McKibben, uluslararası bir iklim değişikliği kampanyası olan 350.org’un kurucularındandır. 

Eyleme geçİn

Daha adil bir dünya için küresel harekete katılın. İklim değişikliği ile beraber mücadele edelim!

Facebook’ta 350.org TÜRKİYE

Twitter’da 350.org TÜRKİYE