Europe Beyond Coal (Kömürün Ötesinde Avrupa) internet sitesinde Elif Gündüzyeli ve Duygu Kutluay imzasıyla İngilizce yayımlanan “Turkey’s Dilemma: Risky Coal or Clean Development” makalesini, Duygu Kutluay’ın çevirisiyle paylaşıyoruz.

Kapak fotoğrafı: Yaşam savunucularının 3 kez mahkemede ÇED olumlu kararını iptal ettirmesine rağmen çalışmaya devam eden İzdemir Enerji Termik Santrali / Aliağa 

Türkiye bir dönemeçte. Kömürden adil ve iyi yönetilmiş bir süreçle çıkmak ile yaşlı ve kirli kömür santrallerini kamu sağlığı ve yöre halklarının yerinden edilmesi  pahasına hayatta tutmak için para israf etmek arasında bir karar vermek zorunda. 

Türkiye 2012 yılını “Kömür Yılı” ilan ederek fosil yakıtlara bağımlı bir kalkınma yolu seçmişti. Bu seçim Türkiye’ye kötüleşmiş hava kalitesi ve bozulmuş bir ekonomi olarak geri döndü.

Küresel olarak iklim değişikliği ve hava kirliliği krizlerinin etkilerini her gün yaşıyoruz. Bu iki krizin de en büyük faillerinden biri kömür. Avrupa’da hükümetler bunu anlıyor, Türkiye’de liderler de bu kaçınılmaz gerçeğin farkına her geçen gün daha fazla varıyor. 

2019 yılının Şubat ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisi EÜAŞ tarafından özelleştirilen kömürlü termik santrallerin çevre mevzuatından muafiyetini durdurmaya oybirliğiyle karar verdi. Madde 45 adı altındaki bu düzenleme reddedilmeseydi söz konusu kömürlü termik santraller 2021 yılına kadar kirletmeye devam etme izni alacaklardı. Halkın itirazları ve sivil toplum ve sağlık kuruluşlarının yürüttükleri temiz hava hakkı kampanyası sayesinde, meclis halktan yana olmaya karar verdi. 

2019 yılının Kasım ayında meclis gündemine bu sefer “Madde 50” adıyla gelen aynı düzenlemeyse, halkın daha güçlü itirazlarına rağmen meclis tarafından kabul edildi. Ancak bu sefer de Anayasada belirtilen sağlıklı çevrede yaşama hakkı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından veto edildi. Sonuç olarak 1 Ocak 2020 itibarıyla, 16 kömürlü termik santralin beşinin çalışması durduruldu. 

Son birkaç yıl içinde, bir zamanlar kömürlü termik santrallerinin sahibi ve işletmecisi olan EÜAŞ kömür varlıklarını, satın alma garantileri, çevre mevzuatından muafiyet, hazır lisans ve izinler ile özelleştirme için daha çekici bir hale getiren bir aracı rolünü üstlendi. Bu cazip desteklerin de etkisiyle 2016 yılında, Türkiye’de 70 kömürlü termik santral projesi hayata geçmeyi bekliyordu. 

Günümüze kadar bu projelerin yarısından fazlası rafa kalktı, aday termik  santral sayısı 31e indi. Siyasi olarak karışık sinyaller karşısında özel yatırımcı ve fon kurumlarının yeni kömür iştahı kaçtı. Eski ve kirli termik santralleri devralmış bulunanlarsa bu santralleri hayatta tutmakta bile zorluk yaşarken şimdi bir de çevre mevzuatına uyumluluk için devasa masrafla karşı karşıya. 

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyası’nın yatırımcı, sigortacı ve bankacılar için hazırlanan kamu şirketlerine dair bilgi notları serisi içinde EÜAŞ bilgi notu yayınlandı. Bilgi notunda da görüldüğü üzere 2012-2015 yılları arasındaki özelleştirme seferberliği ile EÜAŞ’a ait sekiz santral, özel sektöre devredildi. Bu santrallerin birçoğunun filtreleme sistemleri, baca gazı arıtma tesisleri ve kül barajları çevresel mevzuatının gereklerini yerine getirmiyordu. Bu da, EÜAŞın ya özelleştirme öncesinde baca gazı kükürt arıtma tesisi gibi temel yatırımları yapması ya da bu sorumluluğu yeni alıcılara yüklemesini gerektiriyordu. 

Kömürün Ötesinde Avrupa : EÜAŞ Bilgi Notu’na ulaşmak için tıklayınız 

Bu aşamada birbirini izleyen yeni elektrik piyasa düzenlemeleri gündeme gelmeye başladı. Gerekli kirlilik önleme yatırımları yapılırsa yeni alınan santrallerin daha da karsız hale gelme risklerinden ötürü bu santrallere çevresel mevzuattan muaf olmalarının yasal olarak önü açıldı. Bu süre içinde kömür santrallerinin işletmecileri kirletmeye devam ederken, faturayı Türkiye halkı ödedi. 

Günümüze gelindiğinde Şubat 2020 itibarıyla, çevre mevzuatıyla uyum sağlamak için gerekli yatırımları yapmayan veya yapamayan beş santralin mühürlenmesinin Ocak ayı rakamlarına göre, elektrik tedariği üzerinde önemli bir etkisi gözlemlenmedi. 

Aslına bakılırsa, Türkiye’de büyük bir tedarik fazlası var. 1 Ocak 2020 itibarıyla Türkiye’nin 91 GW kurulu gücü var. 2019 yılında en fazla talep ise 1 Ağustos tarihinde akşamüstü saat dörtte gözlemlenen 45.5 GW. 

Hükümet bu kapasite fazlasını idame etmek amacıyla santrallere kapasite mekanizması ödüyor. Hali hazırda zarar eden kömür ve gaz santrallerine hayatta kalmaları için sağlanan bu cömert destek bile Türk enerji şirketlerinin (2019 Eylül itibarıyla) varolan toplam 60 milyar Amerikan doları kredi borçlarını kapamalarına yetmiyor. Avrupa’da yeni Yeşil Düzen ve sınırda karbon vergisi uygulamaları tartışmaları devam ederken, Türkiye’nin kömür şirketlerinin geleceği daha da karanlık görünüyor, çünkü gereken finansman hızla eriyor. Bu yüzden devam eden kömürlü termik santrali ihaleleri katılımcı olmadığı gerekçesiyle ertelenmeye devam ediyor. 

Bu tarihi bir fırsat. Karar alıcılar, halka ve ekonomiye zarar veren bu yaşlı ve kirli termik santralleri kapatıp, düşük karbonlu bir kalkınma patikasına adil dönüşümü planlamaya başlayabilir. Türkiye’nin güneş ve rüzgar potansiyeli Türkiye’ye temiz enerji alanında süper güç olma fırsatı sunuyor. Bu, Türkiye ekonomisinin temiz enerji finansmanının tüm fırsatlarından yararlanmasının önünü açmakla  ve kamu sağlığını iyileştirmekle kalmayacak, aynı zamanda ilkim krizinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olarak iklim krizine karşı da görevini yerine getirmesini sağlayacak. 

Türkiye’nin kömür bağımlılığından kurtulmasının vakti geldi. Bu EÜAŞ için de düşük karbonlu adil ve modern Türkiye planlamasına lider olması için çok büyük bir şans.

FacebookTwitter