Gaz: Doğal ama temiz değil

Hayatımıza havamızı temizleyen doğalgaz olarak girdi ama şimdi iklimi değiştiren gaz olarak karşımızda. İklim krizinden çıkmak için gazla vedalaşmanın vakti geldi. Peki ama nasıl?

Gaz neden temiz değil?

Gaz, iklim krizine neden olan üç fosil yakıttan biri. Kömür ve petrol gibi diğer fosil yakıtlara kıyasla daha az seragazı emisyonuna yol açması gazı ‘temiz’ veya ‘çevre dostu’ yapmaya yetmez. 2021 yılında fosil yakıtların yakılması sonucunda atmosfere bırakılan seragazı emisyonlarının yüzde 22’sinden gaz sorumluydu. Çıkarılırken ve taşınırken karbondioksitten 34 kat daha etkili ancak atmosferik ömrü daha kısa olan bir başka seragazı olan metan salımına neden olur. Bu da gezegenimizin ısınmasına katkı sağlar. Hava kirliliğine yol açan partikül madde miktarı da kömür veya petrole kıyasla daha azdır ancak “sıfır” değildir.

 

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

350 Türkiye (@350turkiye)’in paylaştığı bir gönderi

Gaz bir geçiş enerjisi midir?

Gaz, kömür ve petrole kıyasla daha az seragazı emisyonuna yol açtığı ve havayı daha az kirlettiği için “temiz” bir yakıt olarak tanıtıldı. Bu imajı nedeniyle fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde gazın bir süre daha kullanılabileceğini öne sürenler var. Gerçekte ise gaz bir geçiş yakıtı olma özelliğini taşımıyor. Gazla çalışan bir çevrim santralından üretilen her bir kWh elektrik nedeniyle atmosfere yaklaşık 400 gram CO2e emisyon bırakılır. Bu rakam rüzgâr santrallarında 9-10 gram, fotovoltaik panel kullanan güneş santrallarında ise 30 gram civarındadır. Ortalama yüzey sıcaklığını 1,5 C0’nin altında tutmayı istiyorsak seragazı emisyonlarını 2030 yılına kadar 2019 seviyesinin yüzde 43 oranında aşağısına çekmemiz gerekiyor. Projeksiyonlar ise mevcut politikalarla sadece yüzde 2 oranında bir azaltımın gerçekleşeceğini öngörüyor. Hedefin bu kadar yüksek olduğu bir durumda, yeni enerji yatırımı yaparken kömürün yüzde biri kadar emisyonu olan yenilenebilir enerji kaynaklarını seçmek yerine, yarısı kadar emisyona neden olan gazı seçmenin bir anlamı yok.

KeystoneXL’ı Durdurma Yürüyüşü. 6 Ağustos 2017 -ABD’de yerli halklar gaz boru hattının ata topraklarını tehdit ettiği gerekçesiyle eylemde

Gaz dünya siyasetini nasıl etkiliyor?

Dünya enerji arzında petrol ve kömürden sonra en büyük pay yüzde 23’lük oranla gaza ait. Küresel elektrik üretiminde de gazın payı 2022 yılında yüzde 22’ydi. Gaz, birçok ülkede kullanılsa da gaz rezervleri sınırlı sayıda ülkenin elinde. Dünyadaki bilinen rezervlerin yüzde 70’i yedi ülkeye (Rusya, İran, Katar, Türkmenistan, ABD, Çin ve Suudi Arabistan) ait. Bu da Türkiye gibi büyük miktarlarda gaz kullanan ülkelerde dışa bağımlılığı artırıyor.

Rusya’nın Ukrayna’daki işgaline karşı Almanya’da düzenlenen protestolarda ülkenin Rusya gazına bağımlılığı da ana eleştiri konularından biriydi. Fotoğraf: Hannibal Hanschke/Getty Images

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşla birlikte yaşanan fosil yakıt krizinde de gaz baş aktörlerden biriydi ve dışa bağımlı bir yakıtın yarattığı sorunları gösterdi. 2021 yılında Avrupa Birliği (AB), tükettiği kömürün yüzde 46’sını, gazın yüzde 40’ını ve petrolün yüzde 27’sini Rusya’dan ithal ediyordu. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra bu ülkeye ekonomik ambargo uygulayan AB, enerji alanındaki bağımlılığını da azaltmaya çalışıyor. Bu amaçla LNG (sıvılaştırılmış gaz) terminallerinin sayısını artırarak Rusya yerine başka ülkelerden deniz yoluyla gaz almaya başladı. 2021’in üçüncü çeyreğinde AB’nin ithal ettiği gazın yaklaşık yüzde 39’u Rusya’dan alınırken, 2023’ün üçüncü çeyreğinde bu oran yüzde 12’ye düştü. Birçok Avrupa ülkesi kendisine farklı gaz tedarikçileri bulurken aynı zamanda enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji kapasitesini artıran yeni hedefler koydu. Bazı ülkeler kamu binaları, kamuya açık otel ve süpermarket gibi birçok alanda ısıtma ve soğutmada uyulması zorunlu tutulan sınır değerler belirledi. Elektrik üretiminde gazın yerini alabilecek ve dışa bağımlılığı azaltacak yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulumu arttı. 2023 yılında güneşten elektrik üreten fotovoltaik panel kurulumları bir önceki yıla göre yüzde 40 oranında arttı ve AB’nin güneş kurulu gücüne 56 gigavatlık (GW) dev bir kapasite eklendi.

Türkiye’de gaz

Türkiye, 2022 yılında 54,6 milyar metreküp gaz ithal ederken, 408 milyon metreküp gaz üretimi gerçekleştirmiştir. Gaz üretimi ithalatın yüzde 1’inden azdır. Bulunan yeni gaz rezervleriyle birlikte Türkiye’nin çıkarabileceği gaz miktarının 710 milyar metreküpe çıktığı açıklandı. Bu rakamın doğruluğunun daha fazla araştırmayla kesinleştirilmesi gerektiği belirtilse de 710 milyar metreküplük rezervi temel alan hesaplamalar da Türkiye’nin gazda dışa bağımlılığını uzun süre azaltma şansı olmadığını ortaya koyuyor. Mevcut tüketim rakamları esas alınarak yapılan bir hesaplama, artan rezervlerin bile Türkiye’nin sadece 12 yıllık tüketimini karşılayabildiğini gösteriyor.

Türkiye’ye gaz boru hatları ve LNG limanları aracılığıyla deniz yoluyla getiriliyor. 2022 yılında 54,6 milyar metreküp gaz ithal edildi, bunun 15 milyar metreküpü (% 27,75’i) LNG, geri kalanı boru hatlarıyla ithal edilen gazdı. Gaz ithal ettiğimiz ilk dört ülke sırasıyla, yüzde 39,4 payla Rusya, yüzde 17,2 ile İran, yüzde 15,9 ile Azerbaycan ve yüzde 10,3 ile ABD. Türkiye boru hatlarıyla üç farklı ülkeden, Rusya, Azerbaycan ve İran’dan gaz ithal ediyor. İhracat ise ithalatın neredeyse yüzde biri (581 milyon m3) kadar.

Boru hatlarıyla yapılan gaz taşımacılığının da riskleri var. Değişen jeopolitik koşullar ve azalan gaz talebi bu hatlara yapılan yatırımı atıl hale getirebiliyor. Türkiye’ye Rusya’dan gaz getiren Türk Akımı (TurkStream) ve Rusya’dan Almanya’ya gaz taşıması planlanan Kuzey Akım 2 hatları bu nedenlerden ötürü zor günler geçiriyor. 11,4 milyar Türk Akımı’nın amacı Rusya’dan Türkiye’ye doğrudan bağlanarak, Türkiye üzerinden Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerine gaz sağlamaktı. Böylece Ukrayna üzerinden geçen hatta alternatif bir hat açıldı. Ancak, Avrupa’da Rus gazına yönelik boykot kampanyası nedeniyle bu planların geleceği belirsizleşti. Türk Akım hattı dahil olmak üzere, bu boru hatlarına yönelik sabotaj girişimleri de bir başka riski gündeme getirdi. Yakın zamanda yaşanan bu iki örnek, değişen jeopolitik koşullar ve iklim krizi nedeniyle gaz kullanımından vazgeçme zorunluluğu nedeniyle gazın âtıl bir yatırım olma riskine iyi birer örnek.

Saros Gönüllüleri, cennet Saros Körfezi’nin bir LNG limanı olmasına karşı yıllardır mücadele ediyorlar.

Ne yapmalı?

Kömür, gaz ve petrol gibi iklim krizine yol açan, enerjide dışa bağımlılığı artıran ve hava kirliliği gibi çevre sorunlarına yol açan fosil yakıtlara mahkûm değiliz. Enerji ihtiyacımızı yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak karşılayabilir, enerji verimliliği ve enerji tasarrufuyla da enerji talebini düşürebiliriz. Elektrik üretiminde gaz santrallarının yerini rüzgâr, güneş ve biyokütle gibi çeşitli kaynakların almasının önünde teknik ve ekonomik bir engel yok. Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), Renewables 2023 (Yenilenebilir 2023) adlı raporunda önümüzdeki beş yıl içinde 3700 GW büyüklüğünde yeni yenilenebilir enerjinin devreye gireceğini ve bu kapasitenin yüzde 95’ini güneş enerjisinin oluşturacağını söylüyor. Nedenini de “fosil ve fosil yakıt olmayan alternatiflerden ucuz olması” olarak açıklıyor.

Elektrik üretiminde süreklilik problemi de enerji depolama sitemleri, farklı yenilenebilir enerji kaynakların birbirine entegre edilmesiyle aşılabiliyor. Fosil yakıtlara yapılan yatırımlar ve verilen teşvikler ise enerji dönüşümünü geciktiriyor. İklim değişikliğine neden olan emisyonları azaltmak için kalan süreyi düşündüğümüzde, bu aşamadan sonra enerji sektöründe yapılan her yatırımın enerji verimliliğiyle yenilenebilir enerjiye yapılması gerektiğini görebiliyoruz.

Enerji dönüşümü sadece kullandığımız enerji kaynaklarını değil, enerjiyi nasıl kullandığımızı da değiştiriyor. Tüm dünyada, ulaşımdan ısı üretimine kadar her alanda elektrik enerjisi daha fazla kullanılıyor. Bu da konut ve işyerlerinde gazın yerini alacak, ısıtma, soğutma ve sıcak su ihtiyacını karşılayabilen ısı pompası gibi çözümlere talebi artırıyor. AB’nin RePowerEU planı kapsamında 2026 yılına kadar 20 milyon, 2030’a kadar da 60 milyon ısı pompasının kurulması hedefleniyor. Avrupa’daki bu değişimin benzerlerini diğer kıtalarda da görüyoruz. Çin ve ABD gibi ülkeler uzun zamandır dünyada yenilenebilir enerji kapasitesini artıran ülkelerin başında geliyor.

Isı pompası örneğinde olduğu gibi, elektrikle çalışan araçların sayısının artması, küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payını yüzde 23’e yükseltti. Küresel elektrik üretimi içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı da 10 yılda yüzde 21’den yüzde 30’a yükseldi. UEA’na göre 2028 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 42’ye çıkacak. Elektriklendirme arttıkça, yenilenebilir enerji gibi elektrik üreten enerji kaynaklarının payı artıyor ve enerji dönüşümü hızlanıyor. Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçiş sadece iklim kriziyle mücadeleyi kolaylaştırmıyor aynı zamanda enerji bağımsızlığını da destekliyor. Çünkü rüzgâr ve güneş gibi enerji kaynaklarının yakıt bağımlılığı yok. Güneş var oldukça, yani güneş sistemi yok olmadıkça enerji üretmemizin önünde bir engel yok.

KATIL

Harekete geç

Daha adil bir dünya için sen de katıl.

Kayıt ol:

Merhaba !

Sistemde kayıtlı bilgilerinle ilerlemek için aşağıdaki butonu tıklaman yeterli.

  değil misin? Çıkış yap

İklim adaleti için hızlı ve basitçe harekete geçen milyonlarca insan var. Sen de onlardan biri ol. Sana önemli kampanyalar, haberler ve eylemler için e-posta gönderebilir miyiz?

​Bunu yaparak, hizmet şartlarımızı ve gizlilik politikamızı kabul ediyorsunuz. İstediğiniz zaman üyelikten çıkabilirsiniz.​