UNESCO’yu uyarmak ve harekete geçmesini sağlamak için kampanyayı imzalayın:

Türkiye’nin dört bir yanında doğasıyla, tarihiyle ve kültürüyle çok özel ve korunması gereken alanlar var. Ancak, göz kırpmadan bu alanların sanayiye ve kömüre kurban edilmesi kararı verilebiliyor.

UNESCO’nun kültürel miraslarımız üzerindeki tehlikeyi tespit etmesi için aşağıdaki kriterleri de değerlendirmesi gerekiyor:

  1. Ciddi boyutta malzeme bozulması;
  2. Yapısal ve/veya süsleme özelliklerinin ciddi boyutta bozulması;
  3. Mimari veya şehir-planlama bütünlüğünün ciddi boyutta bozulması;
  4. Kentsel veya kırsal alanın, veya doğal çevrenin ciddi boyutta bozulması;
  5. Tarihi özgünlüğün ciddi boyutta kaybı;
  6. Kültürel önemin ciddi boyutta kaybı.

Bu maddelerin herhangi biri geçerliyse kültürel miraslar tehlike altında kabul ediliyor. Türkiye’nin dört bir yanında fosil yakıt ve betonlaşma tehdidi altındaki doğa ve kültürel mirasların halini düşününce, bu alanları korumakla yükümlü UNESCO’nun neden harekete geçmesi gerektiği netleşiyor.

Çanakkale, Biga

s_7552

Biga ve çevresinde kömür santrallerine karşı ciddi mücadele veriliyor. Doğa ve tarih bu köhnemiş enerji türü peşinde tahrip ediliyor. Çanakkale’nin doğayı tahrip etmeyecek şekilde uygulanabilecek yenilenebilir enerjinin başkenti olma potansiyeli taşıdığı da göz önüne alındığında durumun vehameti belirginleşiyor. Biga sözcüğü antik Yunanca’da Pegasos’tan geliyor. Yani, sanatın ve sanatçıların ilham kaynağını temsil eden Antik Yunan’ın meşhur kanatlı atından… Biga’nın zehre ve karaya bürünmesine seyirci kalınamaz.

Hekate Tapınağı, Yatağan

lagina_hekate_tapinagi_propyşlon

Kömürlü termik santrallerin yol açtığı çevre ve sağlık sorunlarının sembol bölgelerinden Yatağan, tekrar bir termik santral projesi ile karşı karşıya. 15’e yakın köy, on binlerce zeytin ağacı ve birinci sınıf tarım topraklarını yok edebilecek termik santral, aynı zamanda Hekate Tapınağı’nı da tehlikeye atıyor. Proje gerçekleşirse, gizemli Tanrıça Hakete’nin evi gibi diğer kültürel mirasımıza da büyük ve geri dönüşü olmayan zararlar verecek.

Kyme, İzmir

kyme-antik-kenti-kazilari-kamulastirma-sorunlari-yuzunden-yapilamiyor

Arkeolojik bir SİT alanı olması gerekirken sermayelerinin özel mülkiyetine bırakılmış durumdaki bir başka antik ve korunması gereken alan da Kyme Antik Kenti… M.Ö. 2 bin sonlarında Hellas’ın kuzeyinden gelen halklar tarafından kurulan Kyme, “Aiolis kentlerinin en önemlisi ve en büyüğüdür.” Tarihi binlerce yıla dayanan Kyme’nin son yıllarda başına gelmeyen kalmadı. Hem bir orman yok edildi hem de antik kentin liman bölgesinde birçok kalıntı tahrip edildi. Kyme, UNESCO’nun koruma altına alması gereken en önemli bölgelerden biri çünkü bölgedeki Myrina, Aigai, Gryneion, Larissa, Panaztepe, Phokaia, Pitane gibi önemli antik kentlerle bağlantılı ve tüm bu kentler de  tehlike altında.

Çavuşçugöl Doğal Kaynağı, Ilgın

ilginarastirmalari_ilgin_cavuscu_golu_ordek_av_avcilik

Hukuki izinleri alınan Ilgın Termik Santrali, Çavuşçugöl Doğal Kaynağı’nı çok kötü etkileyecek. Halk tarafından sularının şifa  verdiğine inanılan sıcak su kaynağı, termik santral sonrası değil şifa, su verebilirse iyi…

Adana, Sugözü

13437

Adana’nın Yumurtalık ilçesine bağlı Sugözü köyü etrafına, köyü insan yaşamı için uygun olmaktan çıkaracak birçok termik santral yapılmak isteniyor. Sahil boyunca, altısı Sugözü Köyü’nde olmak üzere on iki adet termik santral ve projesi bulunuyor. Sugözü’nde halen bir termik santral faalken, ikisinin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu bakanlık tarafından kabul edildi. Üçünün ÇED süreci ise devam ediyor. Bu projelerden Ayas Enerji Elektrik Üretim AŞ’nin kurmak istediği Misis Termik Santralı’nın ÇED raporu halka açıklandı. ÇED raporunda, santralI soğutması için denizden alınacak günde 2 milyon 851 bin 200 ton suyun denize kaç derece olarak geri bırakılacağının yazılmaması dikkat çekiyor.

Türkiye’de planlanan tüm termik santralların, kültürel ve doğal mirasımıza vereceği zarar dışında geçimimize, sağlığımıza, gıdamıza da şöyle etkileri var:

Yüz binlerce kişinin faydalandığı su kaynaklarının kirlenmesi.

Doğal SİT alanları ve ormanların yok edilmesi.

Tarım yapılacak toprak kalmaması.

Turizm etkinliklerinin sonlanması.

Milli parkların zarar görmesi.

Hava kirliliği.

Toplumsal sağlığın etkilenmesi.

Ve tabii ki iklim değişikliği.

UNESCO’yu uyarmak ve harekete geçmesini sağlamak için kampanyayı imzalayın:

FacebookTwitter